29 Nisan 2009 Çarşamba

Gezi!

Gezi sırasında sürekli bloga yazacaklarımı tasarlayıp durdum. Ve şimdi öyle bir üşengeçlik var ki üstümde, tek kelime anlatasım yok! :D Daha da anlatacağımı sanmıyorum işin kötü yanı... Ama bir anım var ki paylaşmadan edemeyeceğim! (Aklıma geldikçe yine anlatırım. :D)

Şehir: Tekirdağ
Mekan: Ali Usta'nın Köftecisi (gibi bir şey)

Zeynep, ayranları bırakan garsona "Pipet alabilir miyim?" diye sorar. Garsonun yanıtı herkesi dumura uğratır ama bu daha başlangıçtır: "Böyle içseniz olmuyor mu?" Yine de getirmeye gider ve cam bardaklarla döner!
Zeynep "Pipet, pipet!" der. Garsonun cevap yine herkesi dumura uğratır: "Plastik olan mı?"
"Iıı evet?"der Zeynep. Garson gittikten sonra cam pipet muhabbeti döner masamızda. Derken garson gelir... Elinde plastik bardaklarla! Biz şoktan ve gülmekten adama bir şey söyleyemeyiz. Sonunda başka bir garsonu gözüne kestiren Zeynep çaresiz bir şekilde "Pipet alabilir miyim, lütfen?" der. Ve çok ilginç ama garson pipetle döner!

Artık öbür garsonun kafası nerdeyse pipeti bardak olarak anlamakta ısrar etti. :D Çok güldük o gün. :D


Başka bir tane daha. Sadece kısa bir şok anı;
Şehir: Çanakkale
Mekan: Otel Odası

Ben ve Tuğçe "Eti Çikolata Keyfi Sticks" yerken odaya Bertan dalar. Oda arkadaşlarımız Zeynep ve Zeynep isimli iki kızdır. Zeynepler'den biriyle konuşmaya gelmiş olan Bertan stickslerden birini eline alır ve "Puro mu bu?" der. Ben ise "Pro" anladığımdan ötürü "Hö?" bakışları atmaktayım. Bertan incelerken Tuğçe kendininkinden bir tane ısırınca Bertan'ın jeton düşer.
Bertan çıkarken Tuğçe'ye söylediği söz ise;
"Tuğçe seni sınıfın en taş kızı seçtik." olur.
Tuğçe ile çok merak ettik erkekler odalarında neler tartışıyor diye!

Bu konuyla ilgili bir dipnot da şu;
Bugün Tuğçe'nin sınıfında bir grup toplanmış "Şu şöyle olsun diyenleeer," diye bağırıp ellerini kaldırıyorlarmış. Bertan da "Tuğçe'nin vücudu hep böyle kalsın diyenleeer!" diye bağırmış. Öküz ya...

Bir de Kuşadası'nda Tuğçe ile konuşurken uyuyakalmam var. O da apayrı bir olay! Odayı basan 4-5 kız yüzünden uyandığımda neden uyuduğumu hatırlayamadım! Meğer Tuğçe'ye bir şey anlatırken tam ortasında uyuyakalmışım. Ne anlattığımı hatırladığımda yine uyuyakalmam da cabası... :D

Anlatmaya başlayınca duramıyorum. Çanakkale'de bir rehber vardı, muhteşemdi! Öyle güzel konuşuyordu ki bir ara uyudum ses tonu yüzünden. :D Ama uyutucu değil sesi, sadece çok güzel. :D Ben de yorgundum uyuyakaldım otobüste. :D Rehber konusunda da komik bir diyalog şu;
Ben: Yüzük sağ elde mi olunca yoksa sol elde mi olunca nişanlı olunuyor?
Tuğçe: Sağ elde olunca.
Ben: Okan Abi nişanlı o zaman!
Tuğçe: NEEEEEEE?! (Diğer kızlara döner.) Okan Abi nişanlıymış!!!
Kızlar: NEEEEEE?!?!
Tüm kızlar çöküşe geçer... :D

Çanakkale'de bir de turistimiz vardı bizim. Tuğçe yanlışlıkla çarptı ona, Tuğçe'ye dönüp "Sorry" dedi ve Tuğçe eridi. :D Arman ve Tuğçe onun resmini çekmeye gittiler, biz de Yaman'la peşlerinden... Ama bulamadık onları.
Yaman: Oğlan nerdeyse ordadırlar.
Oğlanın yanına bir gittik ki Arman dibinde fotoğrafını çekiyor! Çocuk dönse görecek! Ama görmeden çekmeyi başardı. Çok komikti. :D

Ve bir de Pamukkale'de Yaman, Tuğçe ve benim arkadaş olduğumuz kadın var. Simsiyah olması ve saç modeli nedeniyle ilgimizi çekti. Tuğçe nereli olduğunu merak etti. Yaman da konuşmayı teklif etti. Kadın bir köşeye oturmuştu. Ona yakın bir yere oturduk ama hâlâ aramızda mesafe vardı.
Yaman: İlk seferde bu kadar yaklaşabildik...
Sonra kadın kalkınca bize de cesaret geldi ve konuştuk onunla. İngiltere'de yaşıyormuş ama aslen Jamaikalı'ymış. Küçükken ailesiyle Londra'ya taşınmış. Bir arkadaşıyla gelmiş ve çok beğenmiş. Arkadaşını da gördük. :D Yoga hocası mı neymiş arkadaşı bir taraflarımızdan anlamadıysak. :D Pamukkale'den sonra Dalyan, sonra da Dalaman'a gidecekmiş. Daha sonra da Londra'ya dönecekmiş. Kadınla vedalaştıktan sonra "Adı neydi?" diye sordum ve üçümüz de kaldık öyle. Oysa ilk adını söylemişti ve zor bir adı da yoktu. Hatta arkadaşının da adını söylemişti ama hatırlayamadık. Her şeyi hatırladık ama adını... I-ıh. İlk konuşmanın heyecanıyla unuttuk adını, dikkat edemedik. :D Tuğçe konuşmadan önce korkuyordu zaten. Bana canayakın gözükmüştü oysa. Cidden de öyle çıktı. :D
Giderken bir daha gördük onu ve el salladık. :D Sonra fotoğraflara baktığımızda bir resimde onun da olduğunu fark ettik, çok mutlu olduk. Etrafı çektiğim bir resimde karambolde çıkmış. :D



Bir sürü Japon da vardı. Ama isim sormayı bile bilmezken nasıl konuşabilirdim ki? Oysa çok istedim konuşmayı. "Adımı söyleyip, sonra 99'a kadar saysam?" dedim Tuğçe ve Yaman'a. "Olur," dediler o da ayrı mesele. :D
Yine Pamukkale'de antik havuzdan çıktıktan sonra üçümüz konuşarak bizim grubu takip ediyorduk. Ama bizim grupta bir gariplik vardı! Konuşmaktan farkında değildik. Sonunda ben "Turistleri takip ediyoruz!" diye bağırdığımda Tuğçe ve Yaman da fark etti. "Ben de neden bizimkiler yarı çıplak geziyor diye düşünüyordum," dedi Yaman. Üçümüz de gülme krizine girdik. :D

İstanbul'da boğaz turu da muhteşemdi! Yaman, Arman, Tuğçe ve ben muhabbet ederken İstanbul'daki rehberin (Burak mıydı neydi adı, acayip atıyor da olabilirim) Kız Kulesi'nin hikâyesini anlattığını duyduk ama Kız Kulesi'ni göremedik! Kaçırdık diye epey yandık. Ama geri dönüşte gördük. Zaten her tarafında iş makinaları vardı. Restore mi ediyorlardı ne artık. Yaman Amerika maceralarını anlattı. Çok komikti. :D

Hee Efes'te Japon çocuklar vardı! Çok sevimlilerdi! Tuğçe'ye "Japon çocuk istiyorum." dediğimde Neşe Hoca ve Murat Hoca duydular ve Murat Hoca bir öğrencilerinden bahsetti. Şu anda Japon bir bayanla evliymiş ve çocukları da tamamen annesine çekmiş. "Söyleyeyim de sana Japon koca bulsun," dedi. :D Hadi hayırlısı. :P

Hee bir de Boğaziçi Üniversitesi var! Allah'ım nasıl muhteşem bir üniversitedir o! Hem de her şey cuk oturdu! Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği'nde donanımdan çok yazılıma ağırlık veriliyormuş, üç boyutlu modelleme öğretiliyormuş! Üstelik Tokyo Institute of Technology ile de anlaşmalıymış! Bir üniversite bir insana bu kadar uygun olabilir! Puan hariç tabii... Eh artık çalışmaya başlamam lazım. Hedef biraz büyük.

Heee İzmir'i anlatayım. Muhteşem şehir! Forum Bornova'yı gezdik. Bayıldım! Çok güzelmiş. Merak ediyordum zaten. :D Tuğçe hemen bir tişört aldı kendine. :D Öğleden sonra Konak Meydanı'nda bir saatlik boş vaktimiz vardı. :D Ve Gülfer geldiii! Gülfer, Tuğçe ve ben kısıtlı zamanımızda gezdik tozduk. :D Konak Pier'den iki tane manga aldım. Bir Minik'e bir bana! :D Çok güzeller. Kemeraltı'nda geçirdiğimiz zaman ise komik ötesiydi! Laf yemenin komik geldiği tek yer orası herhalde. Burnumuza kot pantolon tutup, "Kot ister misin?" diyen kotçular mı dersiniz, taklitlerimizi yapan mı dersiniz hepsi vardı. Birisi güneş gözlüğü takıp Tuğçe'nin üstüne üstüne yürüdü. Çok komikti. Orada bir dondurmacı geyiği de var. Tuğçe adama üç kere fiyatı sordu adam takmadı. :D Sonunda Tuğçe isyankar bir sesle sordu da adam sonunda duydu. :D

Kuşadası'nda bir de disko maceramız var ki sormayın. Herkes "kop kop" modunda dans ederken Yaman, Tuğçe ve ben bütün masalardaki patlamış mısırları bitirdik. Bir yandan da karışık meyve suyumuzu yudumladık. :D Duman makinesinin tam üstündeki masaya oturmuş olmamız da muhteşem oldu hani! Beş dakikada bir altımızdan duman fışkırıyordu ve birbirimizin yüzünü göremiyorduk. Gülme krizine girip duruyorduk. :D

İstanbul'da Yerebatan Sarnıcı'nda Arman eğer burda kafamıza su damlamazsa dileğimizin gerçekleşeceğini iddia etti. Tuğçe'nin kafasına girer girmez su damlamıştı... Ben ise son anda yedim bir damla. Asıl ondan önce bir tane düşüyordu, gözümün önünden geçtiği anda bir adım geri gittim ve üstüme düşmedi! Sonraki da önümüzdekiler durduğu için düştü zaten. Yaman "Sen o damladan kaçtın ya, diğerleri damlasa bir şey olmaz. Şansın döndü senin." dedi. :D Böyle bir sütun vardı, parmağımızı ondaki deliğe sokup elimizi böyle 360 derece çevirip dilek falan diledik. Kız öyle dedi bize. Kandırmış olma ihtimali yüksek ama zevkliydi. :D Suya para atıp da dilek diledik. Herkes 1 lira attı, bense 25 kuruş bulabildim bozuk. :D Çeyrek gerçekleşecek dileğim... :P Zaten dilekten yana hiç şansım olmadı. Meryem Ana'nın Evi'nde mumum ne yaptıysam yanmadı. Tuğçe yaktı mumumu benim. :D Sonra gittik ordaki sudan içtik. Kutsal olduğunu söylüyorlardı. Bir de dilek yazıp duvara bağlıyorduk. Benimki tek kelimeydi ama çok şey anlatıyordu. :D Niyet önemli zaten, yazıyı boş verin. :P Dilek dilenecek her yerde dilek diledik kısacası. :D (İki Zeynep'in arasında bile diledik.)

İstanbul'da Haşmet Abi - Aaa ondan bahsetmedim! Asıl ondan başlamalıydım. Haşmet Abi bizim turun lideri gibi bir şeydi. Yol boyunca bizleydi. Daha yolculuğa başlarken "Ailelerinize el sallayın, üzgün gözükün, acıtasyon yapın." tarzında şeyler söyleyerek dikkatimizi çekmişti. :D Birisi yanlışlıkla ona "Haşim" diyince -Haşim değil salak, Haşmet! diye birisinden uyarı yemişti o kişi- adı Haşim'e terfi etti. O aramızdan giderken ön taraf "Haşmet!" diye tezahurat yaparken arka taraf "Haşim!" diye haykırıyordu.

Konuya dönersek İstanbul'da Haşmet Abi çantalarımıza dikkat etmemizi söyledi. Önümüzde Zeynepler'den biri çantasını tam kaçırılacak şekilde tutuyordu. Ben tam bunu dile getirmişken arkadan iki kişi gelip kızın çantasını kaptılar! Tuğçe ile ödümüz inanılmaz koptu. Çünkü ben cümleyi söyler söylemez oldu bu olay. Sonra bizimkilerden olduğu anlaşıldı o iki kişinin. Diğer Zeynep farkında olmadan ilerlerken Onur gelip fısıldadı "Şu koşan da kim?" diyin biriniz diye. İlk Zeynep bağırdı, o sırada Onur diğer Zeynep'in çantasını kaptı. Ama Zeynep beklenmedik bir şekilde çantasıyla Onur'un kafasına vurdu! Onur olduğunu sonra anladı! :D

Maket Köy! Muh-te-şem bir yerdi! Hayran oldum! Anlatılmaz bir yer! :D Orada insan boyunda ve hareket eden mum heykellere hayran olmamak elde değildi! Ayrıca asıl Maket Köy olan minyatür adamlardan oluşan köy ise ayrıntılarla doluydu. Gözlerimi alamadım. Resim çekmek de aklıma gelmedi ki bakmaktan. Aslında ilk beş lira diye çekmiyordum. Sonra baktım herkes çekiyor, o zaman da işte benim aklıma gelmedi çekmek! Doya doya inceledim hepsini. Güzel oldu. Herkes ama herkes mutlaka ziyaret etmeli burayı! İzmir'in Selçuk ilçesinde bulunuyor bu Maket Köy. Gidin gezin. :D

İstinyepark... güzeldi işte. Anlatacak şeyim o kadar.

Bir de resim ekleyeyim. Çok kötü çıkmışım ama mekan süper. :D Ayrıca Tuğçe ile beraber bir-iki resmimiz var. Hepsinde de kötü çıkmışım! :D Hep ikimiz gezdiğimizden resmimizi çeken çok olmadı. :P



Daha anlatacak çok şey var. Çanakkale'de erkeklerin tespih alıp hiçbirinin elinden düşürmemeleri ve bir heykele tırmanan birisine bağırmaya o şekilde gitmeleri, Tuğçe ile Çanakkale'den aldığımız kurşun şeklindeki anahtarlıklara şehit toprağı koymayı unutmamız (ben Boğaziçi, Tuğçe de İTÜ toprağı koydu :D), Ege Üniversitesi'nde kendi başımıza geziye çıkmamız, otobüste Kurtlar Vadisi izlememiz, otobüste kafama yediğim darbeler (1 lira bile attılar kafama), alış-veriş merkezinde Tuğçe'yi delirtmem, teknede kolbastı... Neler neler! :D Çok anı var. :D Güya bir anı anlatacaktım, koptum gittim. :D İyi oldu. Gezdiğimiz yerlerin güzelliğini, tarihini resimlerle anlatmak isterdim ama hiç içimden gelmiyor. Böyle anıları anlatmak iyi oldu. :D Umarım siz de sonuna kadar okuyabilmişsinizdir. :D İyi geceler! :D (Aklıma gelirse yine yazarım. :D)

7 yorum:

Dml dedi ki...

Süper bir yazı olmuş. Kendimi oralardaymışım gibi hissettim :D Bazı yerleri görmüştüm zaten. Böyle bir geziyi istiyordun hep. İyi oldu senin için, gittin gezdin. Senin adına çok mutluyum :D Hepsi de çok güzel yerler. Görmüş oldunuz Tuğçe'yle :D

Dml dedi ki...

Bu arada resimlerde güzel çıkmışsın ;)

JuliaChang dedi ki...

Vah gariplerim, otobüste Kurtlar Vadisi mi izlettiler size xD işkence ya bildiğin :D Boğaziçiii *_* Ama hiç o kadar uçmıycam, yemez o denli çalışmak bana :D Ege yeter işte İzmir'im güzel İzmir'im xD
Yalnız o dondurma olayı cidden komikti ya.
- Ben fiyatını bilmiyorum bunun ama.
- Ben de.
- E kaç bi bakar mısınız?
- Bilmiyorum ama... (Adam hiç takmadan gider)
- YA NE KADAR BU??

Rdvn dedi ki...

Bak sonunda yapıyorum yorum öykü :) Maşallah bütün ayrıntısıyla anlatmşsn.Gezdiniz bol bol gerçi sağlam yolladık hasta geldin ama olsn artık :)Bidahakine 'ATLETİC'i(böyle mi yazılıo bilmiom ama)yanına almayı unutmazsın artıkın :)

OyQ dedi ki...

Damla: Seni de geziye birazcık götürebildiysem ne mutlu. Hep yanımızda olmanı istedik zaten. :D

Gülfer: Evet ya! Çok komikti o olay. Aklıma geldikçe kopuyorum.

Rıdvan: OLEY YORUM YAZDIN! :D

Athletic o! :D Giyeceğiz bir dahakine artık...

Antoine dedi ki...

boğaziçinde kadın "boğaziçini kazansa bile 'ben burada okumam' diyen var mı?" diye sorduğunda tek el kaldıran insandım... al bir de burdan yak... bir gün ben de diğer insanlar gibi olucam, gerçekten bak...

OyQ dedi ki...

Olacaksın tabii. Sana olan inancım sonsuz! (Yalan söyleyemiyorum cidden... :D)