26 Kasım 2008 Çarşamba

Cosplay Aşkı!

Selam! Ne zamandır yazmıyorum yine. Hele cosplay hakkında epeydir yazmıyorum. Vazgeçtiğimi sandınız değil mi? Ama geçmediiim... Neh neh neh. (Gülme efekti, evet.) Cosplay aşkı uğruna tam tamına 10 kilo verdim! :D Ve daha da vereceğim. Bir ara bu aşkın biraz dindiğini itiraf ediyorum. Ama şimdi yine alevlendi. O nedenle yeniden hırslandım. Daha da kilo vereceğim!

İlk kostümde kararsızım. Evet Rinoa düşünüyordum ama vazgeçtim. :D Başka bir şeyler düşüneceğim. Neyse bu kadar. :D

Görüşürüz! :D

16 Kasım 2008 Pazar

Öykü Silent Hill Oynarsa...

Evet, başlıkta da gördüğünüz gibi Silent Hill oynamaya başladım. :D Tabii benim gibi beceriksiz, ödlek ve bakarkör biri için ne denli doğru bir seçim bilmiyorum. :D Aşağıda oynayışımdan bir örnek göreceksiniz. Dediğim gibi bakarkör olduğumdan Inventory'deki bıçaktan bihaberdim. Mermileri bir güzel savurdum. Çok şükür oyunu kapatırken başka slota kaydettim. Bir daha oynayacağım buraları. :D

Not: Sesi açmanız lazım, çünkü video çok kısık sesli. :D

video

Mutluluk!



Büyük boy görüntüleyiniz. :D

12 Kasım 2008 Çarşamba

Bir Diyalog

Bugün Şüheda ile dershaneye danışma almaya gidiyorduk. (Hayatımda alacağım 3. danışmaydı, belirtmek isterim. :D)

Şüheda: İnşallah İsmail Hoca boştur.
Ben: İsmail mi?
Şüheda: Kimyacı.
Ben: Hüseyin o.
Şüheda: İsmail.
Ben: Hüseyin.
Şüheda: İsmail.
Ben: Hüseyin.
Şüheda: İsmail.
Ben: Hüseyin.
Şüheda: İsmail.
Ben: Hüseyin.
Şüheda: İsmail.
Ben: Hüseyin.
Şüheda: İsmail.
Ben: Süleyman be!
Şüheda: Hee evet doğru!

25 Eylül 2008 Perşembe

TGS

www.finalfantasytr.com'da bir süre önce yayınlanmış ve her girdiğimde sanki ilk defa okuyormuşum gibi okuduğum bir yazı var. Her geçen gün 9 Ekim'e daha da yaklaşırken, bu yazıyı okurken yaşadığım heyecan birkaç kat daha artıyor. Bu sene TGS'ye gidememek başlı başına intihar sebebi olabilir cidden! Ama o gün nette sabahlamak bir nebze olsun acımı dindirecektir. Ve FF sarhoşu bir şekilde yeni güne merhaba diyeceğim! Cloud, Storm, Lightning, Sarışın Kız(...), AC Complete, Dissidia, Tidus... Kalbim kaldırır mı bilemiyorum. Ama 9 Ekim'deki Ankara gezisi ihtimalini bile tamamen yok ettim. Daha neler, bir de gidecek miydim?!

Bu yazıyı okudukça ruh halim sürekli değişiyor ve sabırsızlanmaktan başka elimden bir şey gelmiyor. Allah'ım ne olur o gün bütün yenilikleri görmeme bir engel olmasın, her sabırsızlandığım şey gibi bu da ertelenmesin sonra. (En azından benim görmem...)

Evet, çok duygusallaştım. :D Sizi yazı ile baş başa bırakıyorum...

*****

Square Enix, bu yıl 9 Ekim - 12 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek Tokyo Game Show 2008 fuarı programını açıkladı.

Oynanabilir demo + Video:
- Kingdom Hearts: Birth By Sleep (PSP)
- Kingdom Hearts: 358/2 Days (DS)
- Dissidia: Final Fantasy (PSP)
- Final Fantasy IV: The After (Mobil)
- Valkyrie Profile: The Accused One (DS)
- Star Ocean: The Last Hope (X360)
- The Last Remnant (X360)
- Chocobo Tales: The Witch, the Girl, and the Five Heroes (DS)
- Cid and Chocobo's Mysterious Dungeon DS+ (DS)
- Snoopy DS (DS)
- Pingu's Exciting Carnival (DS)

Yalnızca video:
- Final Fantasy XIII (PS3, X360)
- Final Fantasy Versus XIII (PS3)
- Final Fantasy Agito XIII (PSP)
- Final Fantasy VII: Advent Children Complete (Blu-Ray)
- Final Fantasy XI (Windows, X360, PS2)
- Dragon Quest IX (DS)
- Kingdom Hearts: Coded (Mobil)
- Chrono Trigger (DS)
- Parasite Eve: The 3rd Birthday (PSP)
- Infinite Undiscovery (X360)
- Song Summoner (iPod)
- Ellark (Mobil)

Yalnızca oynanabilir demo:
- Dragon Quest Monsters: Battle Road (Arcade)
- Dragon Quest Monsters: Battle Road Mobile (Mobil)
- Itadaki Street Mobile (Mobil)

3 Eylül 2008 Çarşamba

Kıskançlık Hakkında Eski Bir Yazım

Bu benim epey eski bir yazım. Eski bloguma bakarken gördüm. Bayağı emek vermişim bari buraya da yapıştırayım dedim. :D

***

Kıskançlık
Neden bu konuya değiniyorum bilmiyorum.
Şu sıralar hayatımda çok bulunduğu için belki de.
Ben birilerini kıskanıyorum, birileri birilerini kıskanıyor. Bu böylece uzayıp gidiyor. Kimse elindekilerden memnun değil.
Ama kıskançlık sadece maddi değildir ki. Ruhsal bir kıskanma da vardır. Ve bunda elindekilerden memnun olmama diye bir şey söz konusu değildir. Çünkü elinde bir şey yoktur. Olay elle tutulur bir şey değildir. Duygularla yaşanır çünkü.

Benim değinmek istediğim kıskançlık da bu duygu kıskançlığı. Ne yazacağımı bilmiyorum ama yazdıkça ilerleyecektir muhtemelen. Konuyu sorular halinde inceleyeceğim.

Neden Kıskanırız?
Genel olarak sahip olmadığımız ama olmasını istediğimiz bir şeyin başkasında olmasıdır. Ama bir de sahip olduğumuz bir şeyi paylaşamamak vardır. Sadece kendimize ait olsun isteriz. Bencilliktir biraz da. Ancak kimse bizim bencilliğimizi takmaz. Paylaşmak zorundayızdır. Hoşumuza gitsin veya gitmesin... Paylaştığımız şey onda daha fazla kalmış, bende daha fazla kalmış; aslında kıskançlık burdadır paylaşamamaktan ziyade. O şeyin kendimizde daha fazla kalmasını isteriz. Bu herkesin içinde olan bir şeydir. Önüne geçilemez mi? Geçilemez ama dizginlenebilir. Ancak bununla birlikte bencillik de dizginlenmeli.

Neden Benciliz?
Güzel bir soru sordum kendime. Cevaptan ben de emin değilim. Eskiden insanların daha verici, daha düşünceli olduğu söylenir. "Devir değişti. Zamane gençleri hep kendini düşünüyor." diyenlere ne çok kızarız. Peki ya haklılarsa? Ya gerçekten her atlanan nesilde biraz daha bencilleşiyorsak? Nedeni? Kim bilir... Yetiştirilme tarzı desek, herkes bir üsttekinden öğrendiğini yapıyor. E hepsi öyle yapsa nasıl değişiriz ki? Bir kopma noktası var demek ki... Ama bunu kendim bulacağımı sanmıyorum. Neyse fazla bencilliğe açılmayayım. Konumuz kıskançlık. Sahip olmak istediğimiz şeye yalnızca biz sahip olmak isteriz veya o şeyin üzerinde daha çok hüküm sürmek isteriz. ("Şey" sözcüğünü kullanmayı pek sevmem ama bu konuda çok gerekli oluyor.) Bu bencilliktir. İstediğimiz her şey bize verilmiştir, paylaşmayı öğrenememişizdir bencilleşmişizdir. Herkeste vardır. Bütün kötülükleri barındırır insanlar ama unutmamalı ki bütün iyilikleri de barındırırlar. (Tamam, felsefeyi de yaptık.)

Kıskançlık Türlere Ayrılır Mı?
Bence ayrılır. Haklı (doğru sözcük bu değil) kıskançlık vardır ve haksız, tamamen gereksiz kıskançlık vardır. Bunlar da kategorilere konur: İçte yaşanan ve dışarı vurulan. Dışa vurulan da kategorilere ayrılır: Zarar veren ve zararsız. Daha da altlara inebiliriz. Bir de en önemlisi paylaşamama ve sahip olma isteğidir. Diğerleri zaten bu ikisinin alt kategorileridir. (Kategori sözcüğünden nefret ettim.)
Beni en çok uyuz eden gereksiz kıskançlıklardır. İçte yaşanan veya dışa vurulan olarak ikiye ayrılsa bile, ikisi de yeterince uyuzdur. Dışa vurulandan ise nefret ederim.
Örneğin; bir kişinin kıskanmaya hiç mi hiç hakkı olmadığı bir konu vardır. Tamamen özel bir meseledir ve kendisinin olayla alakası yoktur. Buna rağmen onunla paylaşılmadı diye kıskanır. Daha sonra bunu yüksek sesle dile getirip bir de saatlerce tavır alır. İşte bundan nefret ederim. (Düşündüm de zamanında ben de böyleydim! )

Kıskançlığın Getirdiği Zararlar Nelerdir?
1-
İnsanın kendisine zarar verir. İçten içe parçalar.
2-
Kıskanılan kişiye zarar verir. Dışa ister istemez vurulduğunda (yüzüne söyleyerek veya tavırlarıyla belli ederek) arkadaşlığı da zedeler.
3-
Gereksiz yere enerji, göz yaşı ve sözcük harcanır. Harcadığımız her enerji zararımıza. Küresel ısınma diye bir şey var, değil mi? Cox cox yani! (Bu da dilimizdeki yozlaşmaya bir örnekti. )

Kıskançlık Nasıl Dizginlenir?
Eğer bu paylaşamama kıskançlığı ise paylaşmayı öğrenmek lazım. Bir şeye tamamen kendimiz sahip olamayız. Paylaşmayı öğrenmek zorundayız. Aksi takdirde kıskanıp durur, sürekli kendimizi ve başkalarını yıpratırız.

Sahip olmadığımız bir şeye sahip olma isteğiyse bu, bunu dışarı vurmamak lazım. Çünkü yine zararlara neden olur. Dışa vurup karşımızdakine zarar vermektense, kendimizdeki iyi özelliklere yoğunlaşmamız lazım. İlk başta kolay olmayacaktır. Karşınızdaki kişinin karşısında ezilmiş hissedebilirsiniz. Hiç bir iyi özellik bulamazsınız kendinizde. Oysa içinizde öyle nimetler barındırıyorsunuzdur ki... Onları dışarı çıkarmasını bilin. O zaman karşınızdakini o kadar kıskanmazsınız.

Gereksiz kıskançlığa gelince... Az önce çok mantıklı açıklamalar yaptım. Ancaaaaak, bu konuya gelince sakin olamıyorum.
Ne oluyor kardeşim? Sana ne? SA-NA NE? Bizim özelimiz değil mi? Hadi anladık, merak ettin veya bizle olmak istedin. Biz de kabul etmedik. Çok da yakın değiliz ki! Eğer yakınımız olsan, bilmeye hakkın olsa da biz seni uzaklaştırsak tamam. Ama hakkın yok ki... Bütün gün trip yapmaya hiç mi hiç hakkın yok! Yok siz şöyle yaptınız, beni dışladınız diye bir şey söyleyemezsin! Bu hakkı sana kimse vermedi! Boşuna kıskançlık yapıp kendini hırpalayabilirsin ama dışarıdan sadece komik, ezik ve ... kıskanç biri gibi görünüyorsun. Herkes sana gülüyor ve kızıyor! Çünkü hakkın olmayan şeyler üzerinde hakkın varmış gibi davranıyor, daha sonra da bu konuda dışlandığında karşındaki suçluymuş gibi davranıyorsun!
Bu son paragraf özel bir kişiye değildi. Geçmiş yıllardan bir kaç kişiye...

Son Olarak...
Ben de kıskanmıyor muyum? Şu sıralar, hem de nasıl! Aslında başta da belirttiğim gibi beni bu yazıyı yazmaya iten de kendi kıskançlığımdı daha çok... Aslında bakıyorum da, soru sorarak düşünmek gerçekten işe yarıyor. Ne mutlu bana bunu başardım. Ve sanırım kendi kıskançlığımı dizginlemekle ilgili bir şeyleri de kendim keşfettim. Benim gibi hayat tecrübesi sadece 15 yıl, o da tam 15 değil, olan birisine kulak verin demiyorum... Buradakiler tamamen kendi düşüncelerim. Bana mantıklı geldi...

İyi akşamlar.

1 Eylül 2008 Pazartesi

Cosplay.com

Bugün evde işçiler olması nedeniyle Oğulcan'la odamda tıkıldık kaldık. Ben www.cosplay.com sitesinde takılıyordum, Oğulcan da GTA oynuyordu. Sonra site onun da ilgisini çekti ve baktığım bütün cosplaylere yorum yapmaya başladı. Ben de bunun üzerine onun istediği karakterlerin cosplaylerini buldum ve onlar arasından en beğendiklerini seçtirttim. :D

"Bu Yuna olmamış, saçlarına baksana bir tuhaf! Rengi daha açık olmalıydı!"
"Bak bu tıpatıp Rikku! Ama ineğe benziyor!" (Ben: Nasıl yaa?!)
"Ooo bunun asasına bayıldım. Sadece asasının resmini bul bana..."
"Ööğ şuna bak, tişörtü hiç olmamış. Yuna'nın üzerinde öyle mi duruyor?"
"Zuhaaa şu Aang'e bak. Çok şeker olmuş."
"PIKACHUUU!!!"

İşte Oğulcan'ın favorileri aşağıda. Aslında daha çok olurdu ama çok zor beğeniyor. Hem de Avatar izleyeceğim diye tutturdu, mecbur ona YouTube'dan Avatar videoları bulup izlettim ve cosplay resimleri kaynadı. :D

Rikku



Yuna



Cait Sith (Rikku'nun Dressphere'i olan)



Pikachu




İşte Oğulcan'ın favorileri bunlar. Benim de çok hoşuma gittiler gerçekten. :D Yuna'nın asasına bayıldım ben de... :D

28 Ağustos 2008 Perşembe

Araba Dansı

Kardeşimin şu sıralar GTA'da en büyük eğlencesi arabaları dans ettirmek. :D Takla falan attırmaya çalışıyordu en son. :D Çok güldüm.... :D

Fondaki müzik de benim dinlediğim müzikti. Sağa dönüp oyunu gördüğümde araba benim dinlediğim müzikle uyumlu bir şekilde dans ediyordu. Yine uydurmaya çalıştım PC'de ama benim dinleyip gördüğüm zamanki gibi uyumlu olmadı. Olsun... :D

Not: Kardeşim arabayı dans ettirmeye çalışıyor. Başka bir amacı yok. Henüz dokuz buçuk yaşında. Anlatabilmişimdir umarım. :D

video

Görüşürüz. :D

26 Ağustos 2008 Salı

Resident Evil Anıları

Kuzenim geldiğinde kardeşimi de alıp üçümüz RE3 oynamıştık. :D Oyunu epeyce videoya çekmiştim ama ancak bilgisayara yükledim. (Üşengeç bir insanım, ne yapalım...)

İlk olarak aşağıda Oğulcan'ın oyunu izlerkenki halini görüyorsunuz. Bu pozisyon hiçbir şekilde değişmiyor. Sanki dondurulmuş gibi devamlı o şekilde izliyor. :D



Aşağıda da en çok korktuğumuz yerin videosu var. (Hayır, Nemesis'in camdan fırlaması değil. :D) Burayı kaç kere oynadım ama nedense unutmuşum. Yani zombilerin çıkacağını biliyordum da nasıl çıkacağını unutmuşum.
Oyunu Oynayan: Kuzenim
Kameraman: Ben
Ateş Ateş!: Oğulcan

video

İşte böyle. :D

Hadi görüşürüz yine...

24 Ağustos 2008 Pazar

Diyeeet!

Bu diyete başlayalı bayağı değiştim. :D Artık sebze yiyebiliyorum! Yani tamamen değil ama yine de artık karın ağrısı ve mide bulantısı hissetmiyorum. Dün ve bugün mercimek çorbası içtim, büyük başarı! :D Çok mutluyum.

Ayrıcaaa, beni gören herkes yüzümün küçüldüğünü söylüyor. Annem artık insana benzediğimi söyledi. Sanırım iltifattı... :D

Babam bir şey söylemedi. Bana her konuda olduğu gibi bu konuda da inancı eksilerde olduğundan ötürü bir şey demesini de beklemiyordum açıkçası. Ama umrumda değil!

En güzeli ne biliyor musun blog? Ben bu diyet işine başladığımdan beri annem bana kötü davranmıyor. Eğer bana hep böyle davranacaksa ömrüm boyunca diyet yapmaya hazırım ben. Zaten o bana daha önceden destek olsaydı, işte yemekleri falan şimdiki gibi planlı yapsaydı ben önceden de kilo verirdim. Olsun zararın neresinden dönülürse kârdır.

Bu durumdan mutlu olduğumu anneme de söyledim. Güldü. Ben sebze yerken ve çorba içerken çok mutlu oluyor. Sağlıklı beslenmemem kadının içine ne kadar dert olmuş. Çok mutluyum şu sıralar, annem mutlu olduğundan.

Hayat güzel cidden... :D

Oğulcan hasta oldu. Terli terli soğuk suları içerse böyle olur. Ateşi çıktı hep böyle yarı çıplak, zombi gibi geziyor evde.

Bir de tutturmuş bir GTA susmuyor. Ona indirdiğim GTA'nın haddi hesabı yok. Her gün GTA istiyor, her gün indirilir mi aynı oyun pes! İki günde bir laptopuna virüs bulaşınca böyle oluyor işte. Şimdi de neymiş PS2'de oynayacakmış. Orijinal GTA San Andreas'ı var PC için yok illa PS2! Torrent falan denedim ama inmedi. Çok da üstüne düşmedim, zaten PC'mde yer yok gibi, o oyun mümkün değil PC'ye inmezdi. Açıklayana kadar canım çıktı PC'de de var aynısı ne gerek var PS2'ye diye.

Sonra benim indirdiğim oyunları gördü.
Oğulcan: Bu ne? (Resident Evil)
Ben: Oyun. Korkunç.
Oğulcan: Çok mu?
Ben: Evet.
Oğulcan: Zor mu?
Ben: Evet.
Oğulcan: Çok mu zor?
Ben: Evet.
Oğulcan: Peki bu ne? (Devil May Cry 4)
Ben: Oyun. O da korkunç. Korkarsın sen.
Oğulcan: Çok mu?
Ben: Biraz.
Oğulcan: Zor mu?
Ben: Oğulcan gider misin?!
Oğulcan: Tamam...
Ben: Oh be...
Oğulcan: Çok mu zor?
Ben: Oğulcan kaybol!

İşte böyle bir gündü. Babamla atıştık biraz, ama bahsetmek istemiyorum. Karamsar şeylerden bahsetmek hiçbir şeyi kolaylaştırmıyor. :D O nedenle böyle güzel şeylerden bahsediyorum.

Neyse, iyi geceler! :D

22 Ağustos 2008 Cuma

Final Fantasy Versus XIII

Yeni yeni resimler geldi Fabula Nova Crystallis'ten, gerçi çok yeni değil, bir önceki yazımda görmüşsünüzdür zaten. Orda kullanmıştım. :D
Üşengeçliğimden yeni resimleri koymamıştım buraya. Ama hem sıkıldığımdan, hem de ne güzel Türkçe'ye çevirecek bir Nomura röportajı olduğundan Final Fantasy Versus XIII resimlerini aktarmaya karar verdim. :D
Resimleri ve röportajın çevirisini aşağıda bulabilirsiniz. (Çeviride hatalar yapmış olabilirim. Çok öyle ince eleyip sık dokumadım. :D)



Gözlerden bahsetmişken bayan ana karakter mor renkli gözlerle görünüyor. Prens de öyle. Eskilerden biliyoruz ki onun gözleri kırmızıydı. Ama şimdi yeni resimlerde, maviler. Normalde gözleri mavi mi?

Nomura: Evet. Gözleri sadece bazı özel durumlarda kırmızı oluyor. (Bazı şeylerle tetikleniyor.)

Bayan karakter için de aynı şey geçerli mi?

Nomura: Şaşırtıcı bir şekilde, o daha ziyade utangaç biri.

Resimlerin yayınlandığı sahnede neler olduğunu açıklayabilir misiniz?

Nomura: Sahne bir partide geçiyor. Birbirleriyle ilk defa karşılaştıkları sahne. Başlangıçta onların kendilerini tanıttıkları bir sahne yapmak istedim. Elimizden gelenin en iyisini yapmamıza rağmen isimlerini halka açamadık. Üzgünüm. Eğer mümkün olursa bu sahneyi TGS'de yayınlamayı deneyeceğiz.


Odada başkaları da var mı?

Nomura: Aslında, grubun geri kalanı alt katta. Prens gürültüden ve kalabalıktan saklanmak için üst kata çıkıyor. O katta kimsenin olmayacağını düşündüğünden bayan karakteri görünce şaşırıyor. (Bayan karakter, duvardaki çizime bakıyor.)

Çizim ne hakkında?

Nomura: Bu hâlâ bir sır.



Resmi tutmakta olan iskelet ne?

Nomura: Bu ülke Shinigami'ye (Ölüm tanrısı) inanıyor. Fabula Nova Crystallis efsanesi esas alındı.

Prens'in kıyafeti Roen'in yaratıcı müdürü tarafından dizaynlandı. Bu işbirliğinin nedeni ne?

Nomura: Gerçekliği daha üst boyutlara taşımak için. Gerçek bir kıyafete dayalı olduğundan dolayı, daha gerçekçi hissettirecek.


Önceki kıyafete ne olacak?

Nomura: O kıyafeti senaryoya dayanarak görsel bir etki bırakmak için tasarladık. O kadar. Biz daha fazla sahne yarattıkça, kıyafetler değişecek. Arabanın da yeni bir diaynı var ve Prens de yüksek sınıflı bir içkievine gidiyormuş gibi görünecek.

Bunu kendiniz söylediniz! (gülerler)

Nomura: Oyunda da bu diyalog olacak!(Prens'in içkievine gitmesiyle ilgili.)


Bayan karakter mi bunu söyleyecek?

Nomura: O çok nazik bir kız. Asla ilk defa karşılaştığı birine o tip şeyler söylemez. Bu özelliğini göstermek için, konuşma şekli onun belirgin bir özelliği olacak.

Çalıştığınız ekip mükemmel!

Nomura: Evet, gerçekten harika bir takım. Tamamen beklentilerle doluyum ve takım ruhu çok yüksek!

***

Eveet, bu da böyle bitti. :D Bazı yerlerde saçmaladım biraz. Türkçe'ye tam çevirmek zor bazı yerleri çünkü. :D Sarışın kızı şu anda hiç sevmiyorum ama iş ciddiye biner de Storm ile sevgili olursa, o zaman sevip bağrıma basıp kendimi ona benzetmem gerekecek. :P Bükemediğim eli öpecek, hatta o elin sahibi olacağım. NHOHAHAHA! (Çok psikopatlaştım.)

Not: Bu arada konuyla alakası yok ama Death Note'un 1. açılışında o sonda Light'ın durduğu resmi ÇOK istiyorum. Kanatlar falan. Paine bulmuş ama kaydetmemiş. Şimdi de bulamıyor. Ühüü...

20 Ağustos 2008 Çarşamba

Müthiş Çeviri Ekibi

Evet Antoine ile başka bir Japonca gecesiyle yine beraberiz... Üstün çeviri yeteneklerimizle Japonca iki cümle çevirdik! EVET! (Kanjileri bilmiyorduk, yoksa zorlanmazdık... :D)



Burada "Hareket ediyor!" diyor, her kim diyorsa. :D



Burada da çok büyük ihtimalle Lightning konuşuyor ve Mr. 33cm'e "Söz ver." diyor. Yaaa... :D

Neyse, şimdilik bu kadar! :D

19 Ağustos 2008 Salı

Diyetisyen

Nihayet diyetisyene gittim! Oleeey! :D

Şimdi öncelikle gitmeden önce kan tahlili korkusu nedeniyle aşırı gergindim. Sürekli annemle atışıp durdum. (Fobi işte...) Sonra geldik kayıt yaptırdık. Kan tahlili bilmemne konusu açıldı kayıt yaptırdığımız adamla annem arasında, ben yaptırmayacağımı belirttim. Annem de üstüme geldi yaptıracaksın diye. Başladı mı benim gözlerim dolmaya!

Sonra işte diyetisyenin odasına girdik. Çok tatlı bir kadındı çok sevdim. Ama o da direk kan tahlilinden daldı olaya, annem de fobimi anlattı kadına. O zaman kan tahlilinin işimi çok kolaylaştıracağını ama istemezsem yaptırmama gerek olmadığını söyledi. Ben de yaptırmamayı seçtim. Öyle bir rahatladım ki ağlamaya başladım. Annem hâlâ üstüme gelmekte, Oğulcan da yaptırmışmış, çok tatlı bir kadın varmışmış, o yapıyormuşmuş... Diyetisyen abla da üstüme gelmemesini söyledi anneme. Eğer cesaret gelirse yaptırırmışım... Gelmeyecek. :D

Sonra işte boyum ölçüldü. 173cm... Kilom... 93.9 kg... :D Direk obez anlayacağınız. Ama iyi haber olması gereken ama kötü bir haber olan bir şey daha öğrendim. Metabolizmam hızlıymış. Günde 1700 küsür kalori yakıyormuşum. Yaniii bol bol yiyerek kilo verecekmişim! YANİ BOL BOL SEBZE YİYEREK! ÖĞĞĞ... :(

Sonra bir diyet yazıldı ki sormayın! Ben o kadar şeyi yersem ikinci gün patlarım ya! Benim yemeğim sabah, öğlen ve akşam birazcık nutella ekmek, bazen patates kızartması... O kadardı yani.

Diyete geçersek öncelikle en geç 8:30da kahvaltı yapmam lazımmış! (Ben 15:00'da uyanıyorum ama! Erken kalkacakmışım. Çok önemliymiş... Ühü ühü.)

08:30 - Kahvaltı:
Bir kibrit kutusu beyaz peynir
5-6 adet zeytin
Domates, Salatalık, Maydanoz(aslaaaa), Biber vs.
3 ince dilim ekmek

10:30:
1 su bardağı süt veya yoğurt
1 porsiyon meyve

12:30 - Öğle Yemeği:
1 kase çorba
4 yemek kaşığı sebze yemeği
2 köfte ızgara veya haşlama et
Bol, yağsız salata
2 ince dilim ekmek

15:30:
1 su bardağı süt veya yoğurt
1 porsiyon meyve
1 galeta veya 3 diyet bisküvi

18:00 - Akşam Yemeği:
1 kase çorba
4 yemek kaşığı sebze yemeği
Bol, yağsız salata
2 ince dilim ekmek

21:00:
1 su bardağı süt veya yoğurt
1 porsiyon meyve


Benim midem bu kadar büyük değil ki! Ühü ühü... Şişeceğim ühü ühü... :( Bununla zayıflarsam helal olsun bana! -_-' Yiyebilirsem bu kadar şeyi tabii...

Neyse bendeki FF aşkı bitmez! Ve bir aşk daha... O da bende kalsın... :P

Görüşürüz!

16 Ağustos 2008 Cumartesi

16 Ağustos 2008 - Cumartesi

Bugün güzel bir gündü!

Paine, Rikku, Nemesis, Artist, Barret, Barret'ın kuzeni ve ben Yeşilyurt'a gittik. McDonald'stan McRoyal menü aldık! Uzun zamandır patates kızartması yemiyordum... Nasıl özlemişim. :D

Sinemaya giremedik! Neymiş efendim 18+ imiş! Mumya'daki mumyalardan korkan 16 yaşında biri varsa yaşamasın zaten! (Ben mumyalardan değil ani çıkışlardan korkuyorum! Ayrıca benim korku filmi fobim var, karıştırmayın.)

Neyse sonra sahile gittik. İskeleye çıktık, deniz analarını inceledik. Çok ilginç hayvanlar aslında. Tabii benden uzak oldukları sürece!

Sonra dinlene dinlene ilerledik. Hani şu yeni yapılan belediyenin spor aletleri var ya, orda eğlendik. Nemesis bisiklet sürmeyi bilmiyor, ordaki bisiklette bol bol pratik yaptı. :D

Eski arkadaşlarımı gördüm... Güzel oldu. :D Hepsi bir araya gelmiş (hepsi aynı sınıfta gibi bir şeydi eskiden) geziyorlardı. Onlarla selamlaştım. :D

Kısacası güzel bir gündü... Bugünü unutmak istemiyorum. O nedenle blogda anlatayım dedim.

Görüşürüz... :D

Videolarım!

GameTrailers'a videolarımı yükledim, ayrıca yeni bir video yaptım! GameTrailers videoları sayfa düzenimi katlettiğinden ötürü link olarak veriyorum. :D Girmişken puan vermeyi de unutmayın... :P

Cloud & Aerith - Forgiven
http://www.gametrailers.com/player/usermovies/253345.html

Zack & Aaerith - Memories
http://www.gametrailers.com/player/usermovies/253352.html

Zack & Aerith - Only Hope
http://www.gametrailers.com/player/usermovies/253528.html



Not: Bu arada diyetisyenden randevu aldık! Sonunda! Salı günü 2 buçuk gibi bir şey... :D Nihayet! :D Cosplay hayallerine tam gaz devam!

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Doğum Günü

Doğum günü güzeldi bugün... Ama çok abur cubur yedim ya. Artık bir süre tatlı bir şey görmek istemiyorum!

Menek'e güzel bir kolaj yapmışlardı. :D Ve de 365 tane şeker almışlardı.

Paine'e de gittim tabii, dediğim gibi. Veee Rikku da geldi! En güzel haberlerden biri... :D Gitar, yan flüt, blok flüt vb. çaldık. Değiş tokuşla... :D Ben blok flütte süperimdir! Bir onda süperim zaten... :D Gitara yeniden başlasam mı ne. Öbür gittiğimdeki hocaya pek kanım ısınmamıştı nedense... Ama şimdi hoca değişmiş.

Veeee bugün FİZİKÇİYİ gördüm!!! Şok!
Paine ile otobüs durağında bekliyorduk. Neyden bahsediyorduk, öö, neyse hatırlamıyorum ben otobüsleri izliyordum, bir yandan konuşuyordum. Birden otobüsün ön kapısı açıldı ve ön kapıdan "bişi" indi. Güneş gözlüklü, yüzünde bir sırıtış, yine dar bir pantolon. Beyazdı pantolonu... Resmen bahsettiğim konuyu unuttum ve Paine'i dürtmeye başladım. He hö oldu, soluna baktı ve yerinde hopladı! Cidden abartısız bir şekilde sakin sakin döndü ve bir an sarsıldı. Sonra zaten neyden bahsettiğimizi unuttuk. Şoktan hâlâ da kurtulabilmiş değiliz!

Neyse ben de abartıyorum bir şeye çok sarınca, bugünkü 4. yazım!! Gerçi ilk ikisini uyumadan önce yazmıştım... (Sabahın 2,3 veya 4'ünde işte... Bu blogun saatini de ayarlamam lazım. Üff aman onunla mı uğraşacağım? Yapılır bir gün elbet... Belki yaparım bilmiyorum.)

Edit: Düzelttim saati... İçime oturmuştu. :D

Prisoner Of Love



Hikki'nin çok sevdiğim şarkılarından biri! Eğer YouTube'a ulaşabilenlerdenseniz yukardan dinleyebilir ve klibini izleyebilirsiniz... :D

Ulaşamayan ve şarkıyı merak edenler ise;
Utada Hikaru - Prisoner Of Love adıyla şarkıyı bulabilirler. :D

Çok tatlı kadın ya!

Hayaller

Eskiden hayal kurmak yeterdi bana... Gerçek olmasına gerek yoktu, çünkü zaten gerçeklerdi! Başkaları bilmese de gerçekti...

Ama şimdi sadece hayaller. Gerçek olamıyorlar... Çabalıyorlar ama olamıyorlar. O nedenle de hayal kurmak yetmiyor. Yeterince mutlu etmiyor... Hep bir yanım buruk, neden gerçek değil diye.

Küçükken kurduğum hayaller, rüyalar şimdi bile bana gerçek geliyor. Hatta o zamanlar yaşadığım her şeyden daha gerçekler. Bir "melek" ile tanıştığım park... Hâlâ saatin kaç civarında olduğunu, güneşin batmakta olduğunu, çevredeki turuncu rengi hatırlıyorum.

Bir ağaç evim vardı benim... Hemen iki katlı büyük beyaz evimin yolunun aşağısındaki, o köşedeki büyük ağaçta. Gelen geçenleri izlerdim penceresinden.

Sürekli rüyalarımda bir yoldan giderdim küçükken. Arabayla devamlı oraya giderdik. Üstelik yol fizik kurallarına aykırı ilerlerdi ama yine de giderdik... Geçen sene yine gittim oraya. Ama artık vardığım yerde çiçekler yoktu, havuzun içinde balıklar yoktu. Nasıl bir çocukluk rüyası, tamamen unutmuşken, bu kadar acı bir şekilde su yüzüne çıkabilir?

Bırakmak istemediğim hayaller, rüyalar... O yağmurlu günü nasıl unutabilirim? Kim demiş gerçek değil diye, yağmurun beni ıslatışını çok iyi hissetmiştim. Sonra da nezle olmuştum...

Bütün bunları neden anlatıyorum bilmiyorum. Blogumu pek okuyan olmadığından herhalde... Ona güveniyorum. Gerçi ben bunları günlüğüme yazmaktan bile çekinirdim. Muhtemelen çokça saçmaladım yazıda... Hatta neden hâlâ yazmaya devam ettiğimi ve bu yazıyı silmediğimi merak ediyorum. Dünyamı paylaşırsam kutsallığını yitirir... Ama zaten yitirdi. Bu nedenle yazmamın bir sakıncası yok herhalde...

Keşke dünyamı geri kazanabilsem. Hayat daha güzeldi o zaman...

I Walk Aloooone...

Başlığa bakmayın, aklıma başka bir şey gelmedi ondan öyle yazdım. Yoksa yalnız yürüdüğüm falan yok. (Green Day değil Tarja dinliyorum bu arada onu da belirteyim. :D )

Aslı ile Kerem bitmiş! Çöktüm resmen... O salak diziyi kaldırabiliyordum -Evli ve Çocuklu- sonrasında Aslı ile Kerem olduğundan ama şimdi Belalı Baldız baştan başlamış! Onu da seviyorum da, Aslı ile Kerem gitti ya. Her zaman başıma geliyor! İki gün kaçırıyorum diziyi, bi bakıyorum bitmiş! Aman neyse sinirlerimi bozmayacağım! :D (Poison şarkısı başladı! Favorilerimden... Cover gerçi. Ama orijinalini Tarja versiyonu kadar sevemedim. :D I wanna love you but I better not touch... Neyse... )

Yeniliklere gelirsek, blogun temasını değiştirdim. Bu sindi içime... Öbüründe video koymak kolaydı, blogun düzenini bozmuyordu. Ama şu sıralar video çıkacak gibi değil. (Bögüüü... FFv13 videosu isterim!) Hem belki bu temada da düzgün duruyordur. Denemedim... Ayrıca müzik kısmını kaldırdım. Çünkü hem estetik durmuyordu (ne kadar çabalarsam çabalayayım o kocaman kareyi yok edemedim) hem de girdiğim hiç bir blogda şarkı dinlemiyorum açıkçası. (Loi'nınki hariç, o ilk şarkı çalmaya başladı mı kapatmaya elim varmıyor. Çok değişik bir şarkı.)

Hâlâ diyetisyene gidemedim! (Ayaklanma çıkaracağım yakında.) Yarın bir arkadaşın doğum günü var. Paine ile birlikte gideceğiz. Pasta var... ^_^ Çok yemem de zaten... :D Sonra Paine, ben ve 3. bir arkadaşımız (ona da bir isim bulmam lazım) Paine'in evine gideceğiz. Film falan izlemeyi düşünüyoruz. Bir gün de Nemesis'in evine gidip Resident Evil Code: Veronica X oynayacağız. Onu da dört gözle bekliyorum... :D

Edit: Bir önceki sayfaya baktım, videolar korkunç gözüküyor. Neyse belki o zamana YouTube açılır, belki YouTube videosu düzgün durur blogda. Bu arada blogun düzenleme kısmında "Yerleşim" sekmesindeydi sanırım "Düzeni Düzenle" yazıyor. Çok mantıklı! :D

Edit 2: Bu arada eskiden blog yazılarımın başlarına FF gifleri koyuyordum. O alışkanlığımı neden bıraktım acaba? Nedenini bilmeden birdenbire vazgeçtiğim çok şey var... Üstelik eksikliğini hissetmediğim... Aman neyse! :D

10 Ağustos 2008 Pazar

Zayıfla(yama)ma...

Yok aslında başlığa bakmayın gayet kilo verdim ben! Cidden verdim... :D Sorun şu ki yeterince kilo veremeden yeniden yemeye başladım. Ama bunun kesinlikle içimdeki FF aşkının azalmasıyla ilgisi yok! (FF klasörüme göz diken şahıs, bu lafım sana!)

Çünküü...

Haftaya diyetisyene gidiyorum! Yeeey! Diyetisyene gitmeden ben de son günlerimi yiyerek geçireyim dedim. :P Zaten kilo almadım da... Yine de almıyorum diye Nutella senin, dondurma benim götürürsem 100 kilo olur, görürüm "almıyorum"u... Evet maalesef annem eve Nutella aldı, sabahları yiyeyim diye... Bende nerde o irade! Neyse neyse, FF için değer!! :D

Bugün Paine ve Rikku (Bu durumda ben Yuna oluyorum... Evet, öyle...) bize geldi. FF ile ilgili videolar çektik. Çok eğlendik... :D Rikku, bir Rikku saçı yaptı ki! (Lafa bak...) Sürekli kızın saçlarına bakıp durdum. Resimlerine bakıyorum şimdi de. :D Çok güzel oldu. :D

Neyse, görüşürüz... Yine yazarım. Daha diyetisyen maceralarım var... :D

8 Ağustos 2008 Cuma

Storm Kavgası

Storm Kavgası
Tifa = Ecem, Skirt Girl
The Last Cetra = Ben, Storm'un helâli

***

Tifa:
aramızda bişiy yok stormlan... valla bak
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
ben valla onun yanına
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
yaklaşan
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
dişi sivrisineği
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
öldürür
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
bacaklarını
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
tek tek
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
koparır
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
sonra da
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
tek tek
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
çakmakla
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
yakarım
Tifa:
oha cani
Tifa:
:D
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
yaparım yani
Tifa:
onun için acı çekebilirim galiba... bilmiyorum
Tifa:
:D
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
valla öldükten sonra
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
ne kadar
Tifa:
aşkımız kuvvetlenir
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
onun yanında
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
kalabilirsin bilmem
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
HÖYT LAN
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
YAVAŞ
Tifa:
o da seni öldürür ki
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
O KIZ OL DEDİM
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
SUYU ÇIKTI
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
o beni
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
seviyo bi kere
Tifa:
bana silah doğrulttu sana doğrulttu mu? hayır. yerini bil:D
Tifa:
ahahah
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
koptm
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
sen ona doğrulttun
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
bi kere
Tifa:
doğrultuştuk
Tifa:
işteş yani
Tifa:
:P
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
yani seni öldürmeye pek meraklı
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
^^
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
seni öldürücek ki
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
bana varıcak
Tifa:
hayır fantazi kuruyo... ben onun son fantazisiyim... zuhahah
The Last Cetra - http://oyqboyq.blogspot.com/:
bu süperdi

Yeni Resimler

Final Fantasy XIII ve Final Fantasy Versus XIII'ten yeni dergi taramaları geldi. (Oleeey...) Ben de kesilmeye müsait olanları kestim. Buna rağmen resimlerde bir katliam söz konusu. :D Yine de güzel, güzel... Büyük halleri için üstlerine tıklayın... :P Bu arada Final Fantasy Agito XIII resimleri de çıktı. Ama nedense hâlâ beynim onun PSP'ye de çıkacağı gerçeğini kabullenmediğinden, önemsememeye devam ediyor. Yine de dergi taramaları en altta. Orada görebilirsiniz.


Eveet, burada Mr. 33 cm ve Lightning'i görüyorsunuz. Çok şekerler yaa... :D Şaşkın şaşkın bakıyorlar. Çok sevdim bu resmi. Neye baktıklarını merak ediyorsanız, yazının sonundaki dergi taramalarına bakın. :D









Hayatımın erkeği! :D Stooorm!(Yani inşallah öyledir adı... Güya yeni FFv13 bilgisi verildiğinde adı duyurulacaktı. PÖH!) Çok şeker çıkmış. Takım elbise de baya yakışmış... :D









Grr... Grr... Tamam sakinim. Bu resmin ilk küçük halini gördüğümde; Aerith'e benzeyen bir kız bu, demiştim. Şimdi yakından bakıyorum da. Bu kız sarışın! Bence Skirt Girl'ün ta kendisi! Hani Storm'a silah doğrultan. Hani Storm'la düşman olmak istemeyen ve Storm'un da düşman olmak istemediği! Ne istemiyorsun be Storm vur gitsin! Bu arada ikisinin de kıyafetlerinin farklı olduğunu fark ettiniz mi? Böyle kilise gibi bir yerdeler. Hele bir karşılaşsınlar. Grr... Grr...









Bunlar da dergi taramaları;

7 Ağustos 2008 Perşembe

...

Artık daha rahat bir insan olmaya karar verdim. Yani zaten rahattım, iki yıl önceki Öykü'yü düşünüyorum da, ama yeterli olmadığını düşünüyorum. Düşünüyorum değil, yeterli olmadığına eminim. Hâlâ bazı gereksiz olayları, gereksiz insanları kafama takıyorum. O kadar gereksiz olmadıklarından dolayı aslında...

Tamam biraz karışık oldu. Her neyse, artık daha rahat olacağım. Yoksa üzülen ben oluyorum. Hem karşımdaki beni üzüyor, hem de bunu dile getirdiğimde tekrar üzülüyorum. Asla kendimi savunamıyorum. Sürekli üzülüyorum. Ama üzülmek istemiyorum...

Bu nedenle üzülmeyeceğim. Üzülmeye değmeyen olaylar ve kişiler için üzülmeyeceğim. İsteyen benim hakkında istediğini düşünsün, takıntılı da değilim. Onu o şekilde gösterenler, beni takıntılı bir görünüm sergilemek zorunda bırakanlar utansın. :P Ben utanmıyorum çünkü zaten rahattım, artık daha da rahatım. :D

29 Temmuz 2008 Salı

Müzik!

Soldaki müzik kısmını değiştirdim. Tam olarak yapmayı hedeflediğim şeyi yapamadım ama olsun. Müzik dinlemek için başlatma düğmesine basın siz. Şarkı değiştirmek için de onun yanındaki simgeye... :D Çok şarkı yok ama olsun. Biraz sorunlu da olsa müzik kutusu müzik kutusudur!:D

Öf böyle kısa yazıları sevmiyorum, uzatmak istiyorum. Aman neyse bu seferlik böyle olsun.

Bendeki FF aşkı! - Vol. 2

İnatla zayıflama çalışmalarına devam. Eve ne Nutella sokturuyorum (BÖHÜÜÜÜ) ne de dondurma!

Bu sabah ilk defa Nutella'dan başka bir şey yedim. Yaa! :D Ekmek arası peynir ve biber yedim. Biberi pek seviyorum çünkü. :D

Amaaaaa...

BİBER ACIYDI! (BÖHÜÜÜÜ) Dilim uyuştu resmen! Gözlerim doldu... Oğulcan'a bağrıyorum, Oğulcaaan dilime üfle diye. Zavallı kardeşim de bakıyor bana ne saçmalıyor bu diye.

Yaa görüyorsunuz, FF için her sabah yediğim dünyanın en güzel, en tatlı şeyi olan Nutella'yı bıraktım ve dilimi uyuşturacak kadar acı olan biberlerden yedim!

Yeni maceralarım için beni takip edin. :P

27 Temmuz 2008 Pazar

Bendeki FF aşkı!

Annemle Cosplay olayını konuştum. Veee eğer zayıflarsam Rinoa'nın yeleğini örebilirmiş benim için! Ayrıca Lili'nin annesi de o şekilde keten kumaşların olduğunu söylemiş. Yani örgü olmazsa keten kumaştan yapacağım yeleği. Botlar konusunu açmak istemiyorum... -_-'

Neyse yeleğe dönelim!! Kanat olayına da çözüm bulduk ya ohh... Yatta yatta! Uzun zamandır bu kadar heyecanlanmamıştım bir şey için! Annem birlikte yapabileceğimizi söyledi! Annem benimle FF ile ilgili bir şey yapacak! (Tabii onun derdi zayıflamam ama olsun haticeye değil neticeye bakmak lazım.)

Ben de o gazla gittim bisiklet sürmeye! Ama yıllardır bisiklet sürmediğim gerçeğini unutup bir bastım ki sormayın. Nasıl hamlamışım... Öyle bir gittim ki ev gözükmüyor! -_-' Dönüş yolu kötü oldu. Ama yine de FF için değer!!!

Biraz kalori yaktım sanki... Tra lay lay lom!

Cosplay!

Cosplay'e merak sardım şu sıralar. Yani aslında bayadır sarmıştım da ciddi ciddi dün akşam -veya bu sabahın çok erken saatlerinde- düşünmeye başladım. İlk kostümüm Rinoa kostümü olacak! Kolay diye seçtim ama şu uzun yelek olayı kasacak biraz. Ah Öykü ah, 8. sınıfta ev ekonomisi dersinde biraz daha dikkatli olsaydın örerdin şimdi! Ama ne yapayım örgüye yeteneğim yok! Önüme dikecek bir şeyler getirin bakın nasıl dikiyorum!

Tabii biraz bodoslama daldım olaya. Dereyi görmeden paçaları sıvamak derler ya, öyle oldu. Önce zayıflamam lazım!! Obez cosplayer olmak istemiyorum! Hem eğer şimdi dikersem kendi bedenime göre, sonra emeklerim boşa gitmesin diye zayıflamayı hiç istemem! Hep obez obez gezerim, olmaz... :D

Ama yine de Rinoa kıyafetini nasıl dikeceğime dair pek çok şey düşündüm. Sadece yelek ve fermuar sorunsalı kaldı. Gerisine çözüm getirdik! (Lili'ye çok teşekkürlerimi sunuyorum bu konuda! Ayrıca kostüm seçimi için de Shiwin'e!)

Kısa sürede zayıflamam lazım, sonra kostümü hazırlamaya başlayabilirim! :D Çok heyecanlıyım. Final Fantasy için zayıflanmaz da ne için zayıflanır! :D

Neyse zayıflayıp, kostümü hazırladığımda çektiğim resimleri sizle paylaşırım! :D

Görüşürüz.

24 Temmuz 2008 Perşembe

Yeni "Fabula Nova Crystallis" Videosu

Final Fantasy XIII



Not: Öbür video GameTrailers'dan silinmiş ne yazık ki...

9 Temmuz 2008 Çarşamba

Antoine ile Japonca dersleri...

Yorum yok... :D

***

Antoine:
en zor harflerden biriyle devam ediyoruz
Antoine:
ku!
ÖyQ:
KU!
ÖyQ:
dı dı dı dıııı
Antoine:
pür konstantrasyon gerektiriyo, çok önemli
ÖyQ:
bunu hala okuyamayan japonlar var
Antoine:
çok dikkat edilmesi gerek, aşıır karmaşık ve komplike
japoncanın temeli
japoncayı japonca yapan ses!
ÖyQ
evet! ku! ayrıca adımda da var
Antoine:
çizimi de bir o kadar zor!
bu harfi tasarlamak için 16 bin ressam telef oldu
japon tarihinde sadece 3 kişinin bu sesi %100 doğru yazabildiğine inanılıyor
ÖyQ:
biri sensin biri benim
Antoine:
diğeri de ilk tasarlayan işte
Antoine:
veeee işte karşınızda KU!

21 Mayıs 2008 Çarşamba

Aşk 29 Harftir

"Bir büyü müdür diye düşünürsünüz, değildir.
Bir illüzyon zannedersiniz, çıplak hakikattir.
Bir halüsinasyon mudur diye sorgularsınız, bizzat olandır.
Vaha varsa odur, kuraklık neyse aslıdır, uzun çöl gecelerinin gökyüzünde yanıp duran tek yıldızıdır.
Umuttur yani, ya gelirsedir.

Ama aslında yoktur.
Bunu en başından anlarsınız.
Bunu anlamanın fayda etmeyeceğini de gösterendir."

İbrahim Sadri

***

Yaa, işte öyle...

19 Nisan 2008 Cumartesi

Birileri, bir şeyler falan filan...

Ya bazı insanları anlamakta güçlük çekiyorum! Gerçekten! Tamam bir insanın önplanda olmak istemesi çok çok doğal. Ve çevremde öyle insanların, belki biraz da hırslı, olması sorun değil. Gerçekten!
Ama bunu saplantı haline getirip, kendilerini komik duruma düşürenlerden nefret ediyorum. Bir insanın gözlerimin önünde kendini basitleştirmesini gerçekten kaldıramıyorum. Hadi anladım, hırslısın, kendini önplana çıkmak için özsaygını ayaklar altına alacak kadar hırslısın hem de. Peki neden başka insanları eleştirme ihtiyacı duyuyorsun? Sessiz sakin, kendi halinde bir kızı da şımarık, ilgi odağı olmak isteyen bir kız yaptın ya, helal olsun! Neden senin yüzüne bir şey diyemiyorum bilmiyorum. Ama kendimi ezdirdiğimi düşünüyorum. Ezilmek istemiyorum ama senin gibi basit bir insan olmak da istemiyorum.

Hem erkek arkadaşın olur, hem başkasına sulanırsın.
Hem hiç bir şey yapmaz, anca resimlere çıkıp poz verirsin hem de saçlarını süpürge edenlere hiç bir şey yapmıyormuş muamelesi yaparsın.
Sırf önplanda olmak için adam öldürebilecek cinsten... -_-'

Sinirimi nasıl boşaltacağımı, nasıl onunla başa çıkacağımı bilen varsa bana yardım etsin lütfen!

Çünkü hem rahatlamak istiyorum, hem de kendi değerlerimi yitirmemek istiyorum.
Onunla birlikte zaman geçirmek zorundayım, ama kendimi ezdirmemek de zorundayım. Olduğunu iddia ettiği şeylerden birini olsa gam yemeyeceğim!

Ne yapmalıyım? Hırsımdan kendimi perişan etmeden önce... (Tabi zaten perişan olmamışsam!)

31 Mart 2008 Pazartesi

Niye Yazıyorum?


İyi alıştım bu bloga... :D Çok emo hissediyorum kendimi. Öğğ korkunç... Aslında hissetmemem lazım. Telefon vakasının üstüne yeni bir telefonum oldu. Üstelik de çok seviyorum. Ama bazı şeyler var işte.

Benim ricalarımı hiç tınmayan insanlar var mesela... Sonra dün bir arkadaşın dediği bir şey var. Aşmam gereken çok şey var. (Şey sözcüğünü kullanmayı sevmem ama halka açık bir yere de bu kadar açık olmak istemiyorum.)

Bir şeyler, bir şeyler işte...

Daha pozitifim aslında artık. Ama hâlâ mutlu olduğum sayılmaz. Neden bilmiyorum. Ergenlik işte... :D Ama dediğim gibi daha pozitifim. Her şeyin iyi olacağına dair umudum var.

Çizime daha çok yoğunlaşmaya karar verdim. Yeterince iyi çizmeye başladığımda ruh halimi çok daha iyi yansıtabileceğim. Umarım ilerler çizimim. Bu umut etmek, ummak sözcükleri de çok hoş. :D

Neyse... Umarım o arkadaşın bahsettiği konuyu da aşabilirim yakın gelecekte. Artık aşmanın zamanı geldi. Hatta geçeli de epey oldu ya neyse...

Görüşürüz... :D

30 Mart 2008 Pazar

28 Mart 2008 Cuma

Red Jumpsuit Apparatus - Your Guardian Angel


When I see your smile
Tears run down my face I can't replace
And now that I'm stronger I've figured out
How this world turns cold and it breaks through my soul
And I know I'll find deep inside me I can be the one

I will never let you fall
I'll stand up with you forever
I'll be there for you through it all
Even if saving you sends me to heaven
It's okay its okay its okay


Seasons are changing
And waves are crashing
And stars are falling all for us
Days grow longer and nights grow shorter
I can show you I'll be the one


I will never let you fall
I'll stand up with you forever
I'll be there for you through it all
Even if saving you sends me to heaven


Cuz you're my, you're my, my true love, my whole heart
Please don't throw that away
Cuz I'm here for you
Please don't walk away,
Please tell me you'll stay, stay


Use me as you will
Pull my strings just for a thrill
And I know I'll be ok
Though my skies are turning gray


I will never let you fall
I'll stand up with you forever
I'll be there for you through it all
Even if saving you sends me to heavenI will never let you fall
I'll stand up with you forever
I'll be there for you through it all
Even if saving you sends me to heaven

***

Red Jumpsuit Apparatus kimdir, nedir hiç bir fikrim yok. Ares'te öylesine bir şeyler ararken bu şarkıyı buldum. Bu şarkı çok başka bir şarkı. Öyle övüp durmayacağım... Belki çok da süper bir şarkı değildir. Ama benim için çok şey ifade ediyor. Şu sıralar yaşadığım bazı olaylar nedeniyle daha da ifade ediyor. Ve biraz kızıyorum kendime ve de şarkıya... Aslında açıklama yazmayacaktım ama öyle işte...

26 Mart 2008 Çarşamba

Crisis Core Hakkında


PSP'yi kıramıyorum! Annem izin vermiyor. Kadın birdenbire teknoloji uzmanı kesildi başıma. Neymiş orijinalliğini bozamazmışım, zaten kardeşiminmiş ona da göz dikmesem olmaz mıymış, PS2 için o kadar yırtınmışım almışlar niye şimdi gözüm PSP'deymişmişmiş...

O kadar istedim orijinal oyunu! O kadar para biriktirdim, yalvardım sipariş edin diye. YOK! O zaman para harcamayın bırakın kırayım PSP'yi, korsan oyun da var bilgisatarımda oynayayım! YOK! Oynamayıvercekmişim! Çocuk muymuşum da hâlâ oyun oynuyormuşum! Derslerimle ilgileneceğime oyunu düşünüyormuşum! Nasıl düşünmem? Bugün bütün gün biraz olsun Crisis Core oynasam hayalleri kurdum. Şöyle bir Zack'i görsem, Aerith'i, Sephiroth'u görsem. Bir kaç canavarla, bir de bossla savaşsam. Azcık... Birazcık? Ama yoook! Emulator de işe yaramıyor. Neden bu kadar beceriksizim?! Orijinal oyun D&R'da falan bulabilsem anında alacağım! Ama Samsun burası... Ne orijinali, ne oyunu?

Bugün okulda PSP'yi kırma kararı verince çok mutlu oldum. Yaşasın Crisis Core oynayacağım diye! Nihayet oynayabileceğim diye! Ama neden istediğim bir şey olsun ki?!

Zaten dershane sınavı da nasıl geçti bir fikrim yok! Hırslı ve meraklı melahat anneciğim de tutturdu öğrenecek sonucumu. SABRET BE KADIN! BIKTIM SENİN HIRSINDAN! Cuma günü öğreneceğim dedim. YOOOOK! Yarın git öğren, diyor! Okulum neresi, dershanem neresi, evim neresi?! Hırsından gözü döndü kadının. Kendi sınavım kendi sonucum, hayret bir şey! Sanki indirim kazandığımı veya kazanmadığımı iki gün önce öğrense başı göğe erecek! İki gün çok fark yapıyor! Gitti yengeme söyledi, gidip öğren diye. Yuh diyorum, başka bir şey demiyorum. İnşallah indirim kazanmış olurum. İnşallah! O zaman Crisis Core aldıracağım, aldıracağım ve ALDIRACAĞIM! Bana ikinci sınıf insan mualemesi yapamazlar. Oğulcan bey istese anında alınır ama! Kıskanç abla gibi gözüktüğümü biliyorum. Ama çocuklar arasında ayrım yapıldığında kıskanmamak elde değil ki! Ben PS2 için aylarca yırtındım, kardeşim istekte bulunmadığı halde
alalade bir gün PSP alındı... Evlat kayırma bu oluyor işte! Sonra da kıskanç, çirkef abla oluyorum!

Allah'ım bana sabır ver!

25 Mart 2008 Salı

Zack Oyunu :P



İyi oyunlar. :D Sonunda sizi sürpriz bir wallpaper bekliyor. (Yeey!)

23 Mart 2008 Pazar

Yine Ben! :D


Evet! Neden yazıyorum bilmiyorum yine! Aslında sıkıntıdan... Zaten blog açmamın nedeni öyle duygu düşünceleri paylaşma falan değildi. Sıkıldığım zaman yazayım, kimse okumasın diyeydi. :D Gerçi gidip Word'e de yazabilirim. Hmm... Neyse bazen okuyan oluyor. Çok heyecanlı. :P

Frontpage 2003 indiriyorum da. :D Gecenin 02:48'inde ne işim varsa. Dershane yok ya ondan rahat ettim. Pazartesi Matematik yazılısı var. Ey gidi! Pokémon bölümü de indi. Ama şu anda izleyesim yok.

Anında Görüntü Show süperdi! Çok güldüm yine! Cıbırca süperdi tabii ki de! :D Çok şekerlerdi bu bölümde de. :D (Tokamı bulamıyorum... -_-' Heh buldum. :D) Bugün, yani dün amaaan yine buna başlamayacağım, dershane sınavım vardı. Fena geçmedi. Çok iyi bildiğim bir soruyu yanlış yaptım! Ona yanıyorum. Sınavda 1. olsam bile -ki olamam herhalde- o sorunun acısı kalbimden silinmeyecek! -_-' Tamam fazla duygu sömürüsüne gerek yok. :D Asıl konu şuydu ki dershanenin ikinci binasındaydı sınav. Ve dershanenin ikinci binası benim eski okulumun orta okullara özel binası! (Tabi eski okulum orayı boşaltmış falan. :D) Nasıl nostalji yaşadım! Oraya girmek, o merdivenleri görmek ve bilgisayar odası... Anılarım canlandı. :D Ey gidi... (Frontpage 56% oldu bu arada.) Neyse neyse.

Final Fantasy VIII oynamayalı çok oldu. O oyunu ne kadar sevdiğim aklıma geldi birden. Boşuna değil tabi ilk bitirme aşamasına geldiğim Final Fantasy oyunuydu o. Bitirmedim o ayrı mesele. :D Üçüncü CD'yi bitirip de hala Junction sistemini çözemeyince delirdim! :D Oraya kadar nasıl geldim inanın bilmiyorum! Ama asıl yeri başka olan Final Fantasy X! İlk bitirdiğim Final Fantasy oyunu! Hatta Pokémon oyunlarını saymazsak ilk bitirdiğim oyun! Ah ah... Tekrar oynamak istiyorum ama Playstation2'min bir problemi var. Ne olduğunu bilmiyorum... :( Final Fantasy X'un benim için başka anlamları da var. Ama onlar da bana kalsın! :D (71% ve evet inene kadar yazmaya devam edeceğim!)

Ne diyordum... He sonuca bağlamışım. :P Bana şans dile sevgili blog. İnşallah dershaneden indirim alırım. Hatta inşallah dereceye girerim! Çünkü dereceye girip kaydolana mp3 çalar veriyor dershane. Dereceye girsem de girmesem de kaydolacağım da eğer mp3 çaları alabilirsem harika olacak. Çünkü en yakın arkadaşım ne zamandır bir mp3 çalar istiyor. Ama hiç bir zaman almaya fırsatı olmadı. :D Ben de ona söz verdim eğer dereceye girersem sana vereceğim o mp3 çaları diye. :D Ama verdikleri kulaklık benim! Çünkü mikrofonu da var. Benim de mikrofona ihtiyacım var. :D (83%)

Bu arada şu Pokémon yumurta - poketopu karışımı şeyi gördünüz mü bilmiyorum. Bir türlü içinden Pokémon çıkamadı. Mayıs'ta mı ne çıkacakmış. O kadar beklemeye absürd bişi çıkarsa o Pokémon'u yolarım ben. :D

Bu arada yarın yani 24 Mart 2008'de Square Enix Members açılıyor! (Yihaaa!) Çoktan kaydoldum. Pre-Register olayı yani! :P Açılmasını bekliyordum. :D Nihayet kavuşacağım! Yaşasın! (98%)

Evet Frontpage yüklenmesi bitmek üzere olduğuna göre ben de yavaş yavaş kaçayım. :D Yeni bir sıkıcı gece - sabah karışımında görüşmek dileğiyle!

Kendinize iyi bakın! :D (100%)

22 Mart 2008 Cumartesi

Öylesine...


The Sims 3 hakkında yazı yazacaktım güya. Ama o kadar üşendim ki! :D İçimden bir şeyler yazmak gelmiyor aslında... Fakat sıkılıyorum ve yazmak istiyorum. Hem isteyip hem istememek de anormal tabii...
Kendimi kötü hissediyorum. Elle tutulur bir nedeni yok. Yani var da yok. Öf ne kadar ikilemler içindeyim görüyorsunuz. Tam olarak ne hissettiğimi, ne istediğimi veya istemediğimi bilmiyorum! Bazı şeyleri hem deliler gibi istiyorum hem de olmasından korkuyorum. Biliyorum size anlamsız geliyor. Ama inanın bana da anlamlı gelmiyor! :D
Bugünlerde fazla çirkefleştim. :D Bir kaç kişiye o kadar uyuz oluyorum ki dalmamak için kendimi zor tutuyorum. Yüzlerine haykırıp; onlardan nefret ettiğimi, gördüğüm zaman sinirden titremeye başladığımı, adlarını bile duymaya dayanamadığımı söylemeyi istiyorum!
İçimdeki her şeyi dökmek istiyorum. Ama kelimelerle açıklayamıyorum. Ne kadar anlatırsam anlatayım içimdekileri tam olarak anlatmayı başaramıyorum! Sinirlerimi nasıl boşaltacağım konusunda bir fikrim yok!
Neyse... Ne depresif insanım ben! :D

İyi günler! Anında Görüntü Show var bu akşam. Yeeey! :D

16 Mart 2008 Pazar

00:37


Gece gece ne işim varsa burada benim. Yarın okul da var halbuki. Ehe pardon bugün! :D Aslında gitmeyebilirim de. Bugün, yani dün, de gitmedim. Çok hastayım. O zaman neden bilgisayar başındasın, gibi yerinde bir soru sorabilirsiniz. Çünkü yattığım zaman kendimi daha da korkunç hissediyorum! O nedenle bu saatte hâlâ ayaktayım.
Yarın okula gitmesem de etüte gitmeliyim. Dershane öğretmenleri devamsızlığımdan fazlasıyla şikâyetçi. :D Ama bir suçum yok, bünyem zayıf, çabuk hasta oluyorum!

Okul İzmir'e gezi düzenliyor. Gidecektim gitmesine ama yalan oldu biraz. Neyse çok da gerek yok. Okulda yeterince devamsızlığım var zaten. Daha fazlasına hiç gerek yok! Hem zaten görmediğim yer de değil. Gerçi Pamukkale'ye ve Kuş Adası'na da gidecektik ama olsun ya görürüm yine. Zaten Pamukkale'nin eski güzelliği kalmamış. Ben hayallerimdekiyle yaşamaya devam edeyim. :D (Pollyanna'nın Dönüşü)

Yazıya şöyle bir göz attım da ne kadar boş bir yazı olmuş. Neyse zaman geçti en azından, altı dakika kadar. :D Aaa yedi dakika oldu ben bunları yazana kadar! Neyse neyse! :D Yine yazarım... :D Görüşürüz. Hem zaten yarın, yani bugün ama New York'a göre falan yarın, The Sims 3'ün resmi bilgileri yayınlanacak. O zaman yine yazarım. :D

İyi geceler, yedi cüceler! (Uykum gelmiş bunu anladım! :D)

19 Ocak 2008 Cumartesi

Sıkıldım!


Selam! Ne yazacağımı bilmeyerek başlıyorum yine yazıma... Ne zaman bildim ki? Bugün sinemaya gittim. Büyük Hazine'ye... Çok hoşuma gitti. Sürükleyici, eğlendirici... Hoştu işte. :D
Youtube da kapandı ya. Kendimi yetim gibi hissediyorum. Eve gelip Büyük Hazine'den bir kaç video izlerim diyordum. Neyse, nasılsa kalkar yasak. Her zamanki gibi... :D
Final Fantasy oynayasım var ama üşeniyorum. Playstation aşağıda zaten. Öf sıkıldım. MSN bile sarmıyor şu anda.
Video mu yapsam? Ama aktaracak bir Youtube yok. Zaten ilham da yok. Poff... Bitiriyorum yazıyı ya. Yazarken bile sıkıldım! ÖF!

16 Ocak 2008 Çarşamba

Müzik


Ohh müziğimi de ekledim bloguma. Yerleşiyorum iyice. :D Çok mutluyum. Bugün hemen hemen istediğim her şey oldu. Asıl istediğim şey olmadı. Her ne kadar olacağına dair pek çok ipucu görsem de!
Card Captor Sakura mangam gelmedi! Sipariş ettim ama hala gelmedi! İki hafta oldu... Yoksa, yoksa! Kayıp mı oldu mangam yollarda... Bu soğukta, o kutuda yapayalnız. (Gözlerim doldu cidden.) Ya gelmişse kargo da evde kimseyi bulamayınca vazgeçmişse! Hı? Hı?!

Neyse sakinleşeyim. Müzik kutusunun(!) renkleri için özür dilerim. O kadar yeşil tonu olduğunu bilmiyordum bile! Bir türlü uyduramadım bloga ve sonunda pes ettim. Beğenmiyorsanız bakmayın bana ne! Müzik daha önemli zaten. Ah ah anıları canlandırıyor. Aa ben hala Final Fantasy X bitirmedim. İyi hatırladım birden.

Bugünkü yazılılarım süper geçti. HAYIR İNEK FALAN DEĞİLİM! Biri İngilizce idi. Doğal olarak süper geçti. :D Diğeri Coğrafya idi ve nöbetçi öğretmen sessiz olduğumuz sürece her istediğimizi yapabileceğimizi söyledi... Anlayın artık nasıl geçti. :D

Bugün bütün gün bir sözü tekrar ettim durdum. "Anything is possible, if you just believe." Niye söyleyip durdum bilmiyorum! Dilime dolandı. Hani "A Cinderella Story" filminin sonunda Carter mı ne o çocuk söylüyor. Aynen onun aksanıyla sürekli söyledim. :D İnanmakla olsaydı keşke! Ah ah... Öyle olsaydı ben şimdi mangamı okuyor olurdum. Veya mangamın ne kadar müthiş, inanılmaz ve değerli olduğu ile ilgili bir blog yazısı yazıyor olurdum.

Neyse yine bitiriyorum yazıyı. Görüşürüz!

15 Ocak 2008 Salı

Blogspot


Selam! Kimsenin okumayacağı, tamam belki bir kaç kişi okur, blogumu açmış bulunmaktayım. Aslında başka bir blogum daha vardı da, orada yalnız hissetmeye başladım kendimi. Herkes terk etti birer birer. (Emo moda girdim direk.) Ben de böylelikle Blogspot'a geçtim.

Güzelmiş burası da. Alışırım zamanla. Eski temamı özleyeceğim gerçi ama bu tema da fena değil. Yeşil yeşil! Şu sıralar zaten yeşile bir hayranlık besliyorum. Tabii mavinin yeri ayrı ama ne bileyim yeşil beni çekiyor. Okulum yüzünden herhalde. Yeşili görünce direk bir aşinalık oluyor.
Eski blog yazılarımı buraya taşısam mı diyorum... Hmm. Yok yok iyi böyle. Yeni bir sayfa açalım. Hoş yazacağımdan değil ya! Bir yılda ne kadar yazabilirim en fazla? Zaten kimse okumayınca insanın yazası kaçıyor. Kendi kendime zaten konuşuyorum. Bir de aç blogu, yaz falan üşeniyorum yani.

Neyse bir giriş yazısı olmasını planlıyordum bunun. Ama eğer şimdi dizginlemezsem kendimi roman çıkacak burdan. Şikayet edecek çok şey var. (Cidden emolardan uzak durmalıyım.)

İyi geceler hepinize. Okuyorsanız tabii. Gerçi okumuyorsanız da iyi geceler. Yarın okul var bir de off of. İki de yazılı. Ölme eşeğim ölme!