21 Mayıs 2011 Cumartesi

49 Days Hakkında


Güncelleme: Kore dizileri hakkında artık şurada yazıyorum. :D
49 Days, uzun süre etkisinden çıkamayacağım bir dizi olmuşken hakkında uzun uzun yazmayı (sanki hiç yazmamışım gibi) deliler gibi istiyorum. Son bölümden bahsetmek ve resimler de eklemek istediğim için sonunda bloguma "Devamı" özelliğini ekleyebildim. Uzun uzun yorumlar yapacağım ve resimler ekleyeceğim yazı için "Devamı"na basmanız yeterli. Ancak çok düzenli bir yazı olmayacaktır onu da söyleyeyim. :D
~Devamı Spoiler İçerir~




49 Days'e ilginç konusu olan ve eğlenceli zaman geçirilecek bir drama gözüyle bakarak başlamıştım. O kadar hafif ve eğlenceli başlamıştı ki, her ne kadar ölüm konusunu işlese de, en sonunda Ji Hyun'un hayata döneceğine ve bunun "mutlu son" olduğuna kesin gözüyle bakıyordum. Pek çok kişi öyle bakıyordu muhtemelen.
49 Days'in sonu mutlu son anlayışına yeni bir anlam kattı. En sonunda Ji Hyun'un ölmesine ve Yi Soo'nun da gitmesine rağmen döktüğüm gözyaşları çok güzel gözyaşlarıydı. Mutlu bir sondu. Ve o kadar anlamlıydı ki, o diziyi izlemeden önceki Öykü değilim artık. Biliyorum çok kolay etkilenen biriyim belki de ama eğer beni iyi yönde etkilediyse sorun yok, değil mi?

Nereden başlayacağımı bilmiyorum aslında. Önce Yi Soo ve Yi Kyung'un son buluşmasından başlayayım.


Dizinin en duygusal ve en güzel anlarından biriydi kesinlikle. Yi Kyung ve Yi Soo birlikte bu son günü geçirebilmek için beş yıl boyunca acı çekmişlerdi. Yi Kyung, Yi Soo ile kavga ederek ayrılmıştı. Onun kendisini terk ettiğini, kimsenin kendisini istemediğini ve bunu tam olarak çözüme ulaştıramadan Yi Soo'nun öldüğünü düşünerek beş yıl boyunca ölüden farksız bir hayat yaşamıştı. Yi Soo ise Yi Kyung'a onun hayatındaki en değerli insan olduğunu söylemek ve evlenme teklif etmek için fırsat bulamadan hayatı ellerinden alınmıştı. Beş yıl boyunca Yi Kyung'a bunları söylemek için beklemiş ve sonunda Yi Kyung ile beraber olabileceği tek bir gün hakkını kazanmıştı.
Yi Soo'nun kaza günü aldığı yüzükleri taktıktan sonra güzel bir gün geçiren çift ayrılma vakti geldiğinde benim için ve Yi Kyung için kabul etmesi zor ve Yi Soo için yapması büyük bir olgunluk gerektiren bir konuşma gerçekleşti.

Yi Soo: Sırf seni görebilmek için beş yıl bekledim. Senin için, bu yüzüğü verebilmek için, seni sevdiğimi, bir anlığına bile başka birini düşünmediğimi söylemek için, evlenme teklif etmek için. Bunları söylemek için. Ama... Artık öyle değil. Söylemek istediklerim değişti. Seni o zamana kadar sevdim. Şu andan itibaren seni sevmeyeceğim. Seni acı içinde geride bırakmak istemediğim için, sadece beni unutmanı ve mutlu olmanı istiyorum. Bunun için beş yıl bekledim.
Yi Kyung: Hayır. Öyle söyleme Yi Soo. Ben de seninle geleceğim.
Yi Soo: Beraber gidemeyiz. Sırf benimle olmak için gidip ölümü seçsen bile yine de ayrı olacağız. Ölüm budur.
Yi Kyung: Burası... Tek başına çok acı veriyor. Sensiz dayanamıyorum.
Yi Soo: Benim için dayanabilir misin? Ancak senin gitmene izin verdikten sonra bir sonraki hayatımda mutlu olabilirim. Eğer mutlu olmazsan benim kalbim de kaos halinde olacak ve huzur içinde olmayacağım. Kötü huylu, bencil, sevilemeyen, sevemeyen, mutsuz yaşayan biri olarak yeniden doğacağım. Bu yüzüğü at.
Yi Kyung: İstemiyorum.
Yi Soo: At. Artık bir anlamı yok. Aramızdaki yanlış anlaşılmaları giderdi. Tek görevleri de buydu.
Yi Kyung: Yapma, yapma!
Yi Soo: Benim için ne kadar önemli bir insan olduğunu biliyorsun. Seni terk etmedim. Benim için sen en önemli insandın. Harika bir insandın. Bu yüzden, başkası için de önemli bir insan olacaksın. Benim için mutlu olacağına söz ver. Hiçbir pişmanlığım olmadan gitmeme izin ver ve böylelikle bir sonraki hayatımda yeniden başlayabileyim. Yi Kyung, benim için mutlu ol. Senin gibi biriyle tanıştığım için minnettarım ve şanslıyım.
Yi Kyung: Çok üzgünüm... Hep senden aldım ve geriye hiçbir şey vermedim.
Yi Soo: Git ve seni sevecek birini bul ve benim yerime, sevgini o kişiye ver.

İlk başta benim için kabul etmesi çok zor bir ayrılıktı bu. İnsanların öldükten sonra bile birlikte olamaması çok korkutucu bir düşünce gibi gelmişti. Birisinden ayrılacak ve sonsuza dek bir daha asla görmeyecektin. Tabii kimse ölümden sonra ne olacağını bilmese de bu dizideki düzen hiç mi hiç hoşuma gitmemişti. Çok kötü hissetmiş ve blogda da bundan bahsetmiştim. Ama sonra zaman geçtiğinde ölümden sonra bir daha göremeyecek olsan da sevdiklerini önemli olanın onlarla beraber yaşadığın zamanlar olduğunu fark ettim. Onlarla yaşadığın her güzel anı zihninin en güzel yerlerinde saklayıp hayatına devam etmelisin. Ve onları kaybettiğin için üzülmek yerine onlara sahip olduğun için kendini şanslı hissetmelisin. Hayatına devam etmek, tekrar sevmek, tekrar gülümsemek onları sevmediğin anlamına gelmez. Bir daha göremeyecek olman da onlarla yaşadığın her bir anı daha önemsiz kılmaz. Güzel şeyler bittiğinde onları geride bırakmayı, ölene dek onlara bağımlı yaşayamayacağımızı öğrenmeliyiz.

Beni çok etkileyen bir başka sahne Min Ho'nun sonunda her şeyden pişmanlık duyduğu, o pişmanlığı bize de iliklerimize kadar hissettirdiği, annesiyle görüştüğü sahne oldu. Onun büyük bir adam olduğunu düşünen hasta annesinin karşısında küçük bir çocuk gibi mahcup oturuşu Yi Soo ve Yi Kyung sahnesinden sonra daha fazla gözyaşımın kalmadığını düşünen beni yanılttı ve hüngür hüngür ağlamama neden oldu.
Babandan farklı olacağını biliyordum. Ben böyle iyi bir çocuğu hak etmedim. Teşekkür ederim çocuğum.
Annesinin bu sözleri söyleyip Min Ho'ya sarılması, Min Ho'nun çaresizce hüngür hüngür ağlaması, Min Ho'nun arabaya binerken kollarındaki kelepçeleri annesinden saklaması... Dizinin en mükemmel sahnelerindendi kesinlikle. İfadesinde In Jung'u ele vermemesi de hem artık değiştiğinin hem de In Jung'a gerçekten değer verdiğinin göstergesiydi.

In Jung'un hatalarını fark ettiği sahne ise beni o kadar etkiledi ki aklıma geldiğinde bile gözlerim doluyor. Belki Ji Hyun, In Jung ve Seo Woo'nun çok yakın üç arkadaş olması bana Damla ve Tuğçe ile olan arkadaşlığımı hatırlattığı içindir. En başından beri içimizden biri In Jung'un yaptığı gibi davransa nasıl olurdu diye hep düşündüğüm için en sonunda In Jung'un Ji Hyun'u gerçekten sevdiğini fark etmesi ve Ji Hyun'u hayata döndüren üç saf gözyaşından birinin sahibinin In Jung olması beni çok mutlu etti. Ne olursa olsun gerçek dostlukların doğru yolu hep bulacağını anladım. In Jung'un gerçekten Ji Hyun'un dostu olduğunu anlamak, içimi rahatlattı. Bütün yaptıklarına rağmen onu affedebildim.
In Jung, Ji Hyun'un ruhu ortalıkta gezinmesin diye oksijen masesini çıkarmaya gittiği bir sahne vardı. Han Kang onu yakalayıp odadan atıyordu. (Han Kang için apayrı bir paragraf olacak tabii. Yerim onu.) Orada Han Kang gelmeden önce olanları ayrıntısıyla görüyoruz son bölümde.


Ji Hyun'un oksijen maskesini tam çıkaracakken kendi yansımasını gören In Jung o anda nasıl bir canavara dönüştüğünü anlıyor.

Şu anda ne yapmak istiyorum? Ne yapıyorum ben? Tanrım! Nasıl yaparım? Ji Hyun! Şu anda ne yapmak istiyorum ben? Ne yapıyorum!? Bunu sana nasıl yaparım? Benim istediğim bu değildi! Bendim. Senin yüzünden değildi. Benim yüzümdendi. Seni kıskanan bendim. Min Ho Oppa'nın sana yaklaşmasını sağlayan da bendim. Seni hayal kırıklığına uğrattım, Seo Woo'nun dostluğunu kaybettim. Kendi kendimi mahvettim. Hepsi benim yüzümden. Ji Hyun! Hatalı olan benim. Hatalı olan benim. Bir hata yaptım. Ji Hyun! Özür dilerim.
Han Kang geldiğinde ise In Jung'un tek yaptığı Ji Hyun'un yüzünü okşamaktı. Daha sonra Min Ho'nun yanına gidip artık durmaları gerektiğini, ikisinin de o aileyi sevdiğini fark etmeleri gerektiğini söyledi. Ancak hırsı gözünü bürümüş olan Min Ho'nun durmaya niyeti olmayınca Min Ho'nun annesine emanet ettiği dosyaları annesinden alıp Min Ho'yu polise şikayet edenin de In Jung olduğunu anlıyoruz. Onu daha fazla kötülük yapmaktan korumak için In Jung onu hapse attırmayı seçmişti. Min Ho'yu şikayet ettikten sonra ise Ji Hyun için saf gözyaşını döktü.

Ji Hyun! Keşke zamanı geri döndürebilsem! Böylelikle senin iyi niyetini yanlış anlamazdım. Böylelikle senin için... yüzde yüz içten olabilirdim. Keşke gerçekten zamanı geri döndürebilsem. Birbirimize baktığımız, kahkahalarımızla dolu zamana.

Sıra Ji Hyun'un ölümüne geldi. Ji Hyun, zamanından önce öldüğü için 49 gün şansını kazanmıştı. Ancak kim bilebilirdi ki kaderindeki ölüm zamanının zamansız bitkisel hayata girişinden sadece 55 gün sonra olduğunu. Ji Hyun hayata dönmüştü dönmesine ama yaşayacak sadece altı günü vardı. Araya 49 günün girmesi haksızlık olacağı için 49 günü hatırlama fırsatı verildi Ji Hyun'a. Ve Ji Hyun bu altı günde tüm sevdiklerine veda etme şansı yakaladı. Han Kang'a onunla yaşadıklarını hatırladığını söylemedi, onu unutması kolay olsun diye. (Neyseki Yi Kyung, Han Kang'a söyledi de Han Kang onunla geçirdiği günün birlikte geçirdikleri son gün olduğunun farkında bir şekilde onunla zaman geçirdi.)
Ji Hyun, Yi Kyung'a öleceğini ilk söylediğinde Yi Kyung bunun acımasızca olduğunu düşündü. Ama Ji Hyun ise 49 günün onun için bir hediye olduğunu söyledi.

Eğer 49 günüm olmasaydı, babamın şirketi şu anda muhtemelen Min Ho'nun elinde olacaktı. Nişanlımın ve arkadaşımın ihaneti nedeniyle sinir krizi geçirecektim. Muhtemelen şoku atlatamayıp, intihar edip ölecektim. Kaderim bu muydu? 49 gün sayesinde Kang'ın aşkını yaşayabildim. Aşkı hissedebildim ve babamın şirketini koruyabildim. Ve yaşadığım hayata dönüp bakma şansını yakaladım. Bazen kendimi çok şanslı hissediyorum. Bütün bunları bilmeden ölseydim, sahte bir hayat yaşamış olarak ölecektim.
Ji Hyun'un bu sözleri her şeyi mükemmel açıklıyor. İlk bölümde gitmek istemediğini haykıran Ji Hyun son bölümde ölümü kabul edip gülümseyerek bu dünyayı terk etti. 49 gün onun için sahiden de bir hediyeydi.
Yi Soo ile son sahneleri bir harikaydı. Ji Hyun'un bedeni yere yığıldığında Yi Soo elini tutup ruhunun ayağa kalkmasına yardım etti.
Shin Ji Hyun. Çok, çok iyi bir şekilde yaşadın hayatını.
Bu 49 gün boyunca pek çok şey paylaşmış, birbirleri için çok yakın birer dost olmuşlardı. Tek bir kelime bile etmediler Ji Hyun giderken. İkisi de gözleri dolu dolu birbirlerine gülümsediler sadece. Hiçbir şey söylemelerine gerek yoktu zaten. Yi Soo, Ji Hyun mutlu bir şekilde gidebildiği için mutlu ve gururluydu. Ji Hyun ise Yi Soo'nun tüm yardımları ve dostluğu için minnettardı. En yalnız olduğu anlarda bile Yi Soo onu yalnız bırakmamış hep ona yardım etmişti. İki dost birbirlerine son kez baktılar.


Ji Hyun öldüğünde tüm karakterlerin ağlaması mükemmeldi. Ji Hyun bitkisel hayata girdiğinde onun arkasından iş çevirenler bile yüzde yüz saf gözyaşı dökmüşlerdi. Ji Hyun o 49 günde gerçekten bir fark yaratmış ve pek çok insan kazanmıştı.
Han Kang da 49 günün büyük bir hediye olduğunun farkındaydı ve Ji Hyun ile geçirdiği o günler için minnettardı.


Kang-ah! Son bölümle ilgili yorumlarıma devam etmeden önce senden bahsetmek istiyorum. Kore drama dünyasına fazla zekası olan bir karakterdi Han Kang. Son bölümde bile zekasını konuşturmaktan geri durmadı. Ji Hyun'u gerçekten sevdi ve dizideki olayların yüzde doksanının çözülmesini sağladı. Eğer Han Kang her dizide olsaydı yirmi bölüm sürmüş olan pek çok drama beşinci bölümü göremezdi. Han Kang her şeyi çözerdi. Bundan sonra da dramaları izlerken "Kang-ah burada olsaydı..." diye pek çok kez düşüneceğim. Bu dramanın kahramanı sensin Han Kang!


Yi Kyung'un Ji Hyun'un kayıp ablası çıkması (Han Kang bir gizemi daha çözer...) pek çok kişi tarafından fazla tesadüfi bulunmasına rağmen benim çok hoşuma giden bir ayrıntı oldu. Çünkü Yi Kyung'un Ji Hyun için ağlaması çok anlamlıydı ama gözyaşı sayılsaydı In Jung karakterinin kendini affetirme fırsatı olmazdı. Biricik Yi Kyung'unun ailesinin bulunmuş olması Yi Soo'nun da tamamen huzura erişmesini sağladı. Ayrıca Yi Soo'nun bu kız için yaptığı iyilikler son bulmayacak mı? Bir erkek nasıl bu kadar mükemmel olabilir? Yi Kyung'un küçüklük çantasını ve ayakkabısını saklaması her şeyin çözülmesini sağladı. Bir de Yi Kyung adına bir de banka hesabı açtığını ve her ay içine azar azar para katarak hayallerinin pansiyonunu kurmak için para biriktirdiğini de öğrendik.


Ve görevini tamamlayıp gitmeden önceki son gününde son bir kez Yi Soo, Yi Kyung'u görmeye gitti. Onu göremeyen Yi Kyung'a dokunmak için elini uzattı ve sonra geri çekti. Hem kendini durdurabildiği için hem de artık Yi Kyung'un onun varlığını hissetmediği, hayata devam edebileceği, düşünecek başka kişileri olduğu ve mutlu olacağı için mutlu bir şekilde gitmeye hazırdı artık.

Yi Soo'nun o kendine güvenen hızlı adımlarla bir sonraki hayatına yürüdüğü görüntü asla zihnimden silinmeyecek.


İki yıl sonra herkes hayatını mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamaya başlamıştı. Seo Woo, Han Kang'ın yanında çalışan Ki Joon ile sevgili olmuştu. Yine orada çalışan çifte kumrular (bir türlü hatırlayamıyorum isimlerini) bir bebek bekliyorlardı. Dr. Noh ile Yi Kyung sevgili olacak diye ömrümden ömür gitti bir an ama neyseki onunla arkadaş oldukları ortaya çıktı. Onun da Soon Jung ile potansiyel sevgili olacakları ipucu verildikten sonra içim rahatladı. Han Kang ve Yi Kyung yakın birer arkadaş olmuşlardı. İkisi de Ji Hyun'un ailesinin (tabii artık Yi Kyung'un da ailesinin) şirketinin bir projesinde iş almışlardı ve beraber oraya gideceklerdi. Yi Kyung ailesinin onu başa geçirme ısrarlarına rağmen sıfırdan başlamayı tercih etmiş ve iş görüşmesine gidip hakkıyla işini almıştı.

Han Kang ve Yi Kyung gitmeden önce yan yana gömdükleri Ji Hyun ve Yi Soo'yu ziyarete gittiler. Çok hoşuma giden yerlerden biriydi. İki dost yan yana birbirlerine destek olurcasına yan yana gömülülerdi ve başlarına birer de fidan dikilmişti. Giden iki hayatın yerine başlayan iki hayat.

Yi Kyung: Ji Hyun! Han Kang her gün çok meşgul. Aynen istediğin gibi, bana çok iyi bir arkadaş oldu. Heaven'daki insanlarla, senin tatlı kişiliğin sayesinde, ben de uyum sağlayabildim.
Han Kang: Ji Hyun! Herkes göçtüğünü bilse de, sen hayattaymışsın gibi yaşıyorlar. Senin 49 günün sayesinde, hayatımı 49 günmüş gibi yaşıyorum. Ne zaman öleceğimizi bilmesek bile bu hiçbir şeyi değiştirmiyor. Senin 49 günün sayesinde, değişikliklerin olduğunu gördüm. Burada hayatlarımızdaki en önemli insanlar yatıyor.
Yi Kyung: Hayatımızı değiştiren ve güzelce giden iki insan.
Han Kang: Onlarla yaşadığımız bu 49 günlük yolculuk sayesinde...
Yi Kyung: Her günümüzü son günümüz gibi yaşayacağız ve değerini bileceğiz.
Han Kang: Ji Hyun, seninle tanıştığım için...
Yi Kyung: Yi Soo, seninle tanıştığım için...
Han Kang: Çok mutluyum.
Yi Kyung: Çok mutluyum.

İşte bu. Bu dizinin verdiği en önemli mesaj bu. Her günün değerini bilmeliyiz. Her aldığımız nefesin ne kadar değerli olduğunun, her gün birçok kişinin hayata veda ettiğinin ve bizim gibi nefes almak isteyebileceğinin farkına varmalıyız. Ben bunu hep bilsem de gerçekten hissedemiyordum. 49 Days bu duyguyu hissetmemi sağladığı için ve hayatımı güzelleştirdiği için minnettarım ben de.

Son olarak dizide beni en çok ağlatan sahneden bahsetmek istiyorum. Bunu sona ayırdım çünkü çok harika ve özel bir sahne.
İki yıl sonra In Jung'un lise yıllarını hatırladığı sahne. Bu dizideki üçlünün Damla, Tuğçe ve bana ne kadar benzediğini bir kere daha anladığım sahne. (Şeyda'm da Samsun'da okusaydı liseyi keşke.)

Üçlü okula geç kalırlar ve dışarda cezalandırılırlar. Derken Ji Hyun'un karnı guruldar. In Jung cebinden bir çikolata çıkarıp ikiye böler ve birini Ji Hyun'un diğerini Seo Woo'nun ağzına sokar. Ji Hyun ve Seo Woo aynı anda çikolatayı ısırıp kalan parçaları In Jung'un ağzına tıkıştırırlar.

İşte bu sahne onların ne kadar yakın olduğunu çok güzel gösteriyor. En ufak şeyi bile üç kişi paylaşmak, en kötü durumda bile beraber gülebilmek... Bunları yaşamadıysanız belki de hiç ağlamazsınız. Ama ben hıçkırıklara boğuldum. (Hatta gözyaşlarımda boğuldum. Gerçekten. Gözyaşlarım boğazıma kaçtı. Haha, neyse. :D) Pek çok şey yaşamışlardı ama sonunda üçü de o lise zamanlarındaki mutlu ve saf hallerine dönebilmişlerdi. Ji Hyun ölmüştü. Seo Woo'nun In Jung'u affetmesi için daha zaman vardı ve In Jung'un da Seo Woo'dan af dileyebilecek cesareti kendinde bulması için zaman vardı ama içten içe ikisi de birbirini anlıyordu. Ve fiziksel olarak ayrı olsalar da üçünün de sevgisi hâlâ beraberdi. Aynen lise zamanlarındaki gibi beraber kahkaha atıyorlardı. Seo Woo'nun da dediği gibi "Ölüm, bağların kopmasına neden olmaz."

49 Days tek kelimeyle bir başyapıt. Ne yazık ki herkes aynı şeyi düşünmüyor. Sonunda Ji Hyun'un ölmesi ve Han Kang ile kavuşamaması nedeniyle diziyi tamamen silenler de var. Dizinin vermek istediği mesajların tamamı ıskalamış o kişileri.
Bana göre çok mutlu ve huzurlu biten bir diziydi 49 Days. Ve güzel bir diziden ötesiydi. Hayatınız boyunca sizinle kalacak, verdiği mesajlar hayatınızı değiştirecek türden bir diziydi. Kendinizi sorgulamanıza neden oluyor. "Benim için saf gözyaşı dökecek üç kişi var mı? Benim uğruna saf gözyaşı dökeceğim üç kişi var mı?"
Siz de hayatınızı dolu dolu yaşayın ve her günün değerini bilin. Uğrunuza gözyaşı dökecek ve uğruna gözyaşı dökeceğiniz insanlar bulmaya bakın. ^-^



8 yorum:

Neo dedi ki...

Neden yeniden ölmesi gerektiğini darksmurf altyazısı ile izlerken anlamamıştım. Ama ecelinin o kadar olduğunu yazın sayesinde öğrendim. Güzel bir yazı olmuş. Yi Soo peki neden tamamen dönemedi onu anladın mı sen?

Ellerine sağlık. Yazının en başına spoiler içerir yazman daha iyi olur bence :) Çevirileri bekleyenler var çünkü hla.

OyQ dedi ki...

Ondan devamı kısmını eklemiştim ama doğru uyarmayı unutmuşum. :D

Yi Soo'nun ödülü hiçbir zaman tamamen geri dönmek değildi zaten. Eceliyle ölmüştü çünkü o. :D Eğer beş yıllık görevini başarıyla tamamlarsa Yi Kyung ile kendisi olarak görüşme şansı yakalayacaktı sadece ve son sözlerini söyleyebilecekti.

Teşekkür ederim yorumun için. ^-^

Neo dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Neo dedi ki...

Rica ederim asıl ben teşekkür ederim :) Yi Soo konusunu da aydınlattığın için. SBS'den arka arkaya iki tane mutlu son olan fantastik yapım izledikten sonra aslında kötü sonu bekliyordum açıkcası. Böyle diziler daha çok akılda kalıyor sanki.

OyQ dedi ki...

Evet. Aslında kötü son sayılmaz. Yani evet sevenler kavuşamadı ama ben yine de mutlu bir son olduğunu düşünüyorum. Ama haklısın, bunlar daha akılda kalıcı ve çok daha etkileyici oluyor. :D

Işın Berfin Kızılırmak dedi ki...

bu yazıyı okumadan önce sonunu öğrendiğimde izlemeyi bıraktım. ama bu yazıyı okuduktan sonra hem hüngür hüngür ağladım hem de izlemem gerektiğini farkettim. yazıyı yayınladığın için teşekkür ederim kendi adıma. umarım senin çevrendeki arkadaşlıklar da bu dizideki (bazı) arkadaşlıklar gibi gerçektir..

OyQ dedi ki...

Yazıyı beğenmene ve diziyi bitirmen yönünde seni teşvik etmesine çok ama çok sevindim. Çok duygusal olmasına rağmen güzel mesajlar içeren bir dizi.
Umarım senin de gerçek dostların vardır ve hep olur! ^^

küçükbirdünya dedi ki...

Ben bir diziye başlamadan önce o dizinin yorumlarını okur, sonunu öğrenmeye çalışırım. Bazıları bunun heyecanını kaçırdığını söylese de benim için aynı heyecan ile devam eder, yalnızca daha rahat hissederim o kadar. Fakat bu zamana kadar onlarca belki de yüzlerce yorum okudum bilmiyorum, içlerinde bana bu kadar yoğun duygu hissettiren başka bir yorum olmamıştı. Normalde yorum yapmayan biri olarak bunu yazmaktan kendimi alamadım. Belki de Ji Hoon ve Yi Soo'nun o son bakışları çok etkiledi beni, yine de eğer ilk başka bir yerde okusaydım asla alamayacağım duyguları hissettim. Teşekkürler :)